Site Rengi

DOLAR 5,9125
EURO 6,5206
ALTIN 283,8
BIST 93.981
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 24°C
Sisli

Utangaçlık, Çekingenlik, Sıkılganlık Nasıl Yenilir?

Utangaçlık, Çekingenlik, Sıkılganlık Nasıl Yenilir?
22.04.2019
240
A+
A-

Hastalıklar sadece bedensel olmuyor. Toplumda ruhsal hastalığa yakalanmış kişiler de çoğunlukta. Bu tür hastalıklardan biri olan SIKILGANLIK’tan kurtulabilmek için yapılması gerekli tedavinin bir kısmını bu bölümde bulacaksınız.

Sıkılganlık nedir?

İçindekiler

Sıkılganlık genellikle insanların içinde bulundukları toplum çevre ve koşullara uyum sağlayamamasıdır. Sıkılgan insan bu uyumsuzluğunu çeşitli tepkilerle ortaya koyar.

Şöyle ki:

1- Davranışları ve fiziksel görünümü doğal şeklini yitirir. Ya hareketsizdir ya da ilgisiz hareketler yapar, örneğin elleri ve ayakları ona yabancı organlar halini alır. Ellerini ovuşturur, ritmik hareketlerle ayağını oynatır, ceketinin düğmesini bir ilikler bir çözer, kendisine sunulan yiyecek ya da içecekleri alırken beceriksizlik gösterir. Sık sık kızarıp bozarır. Konuşurken kekeler.

2- Gerçek yapısını, duygu ve düşüncelerini anlatmakta güçlük çeker. Çünkü karşısında bulunan insanların sürekli onu eleştirdiğini sanır.

3- Yeni bir görev için denendiğinde, kendisiyle bir söyleşi yapıldığında yetenek ve becerilerini sergileyemez.

4- İnsanlardan kaçar, yalnızlığı sever. Kolay kolay dost edinemez ve dar bir çerçeve içinde tutsak kalır.

5- Aşık olur sevgisini anlatamaz. Sevi İse gerçekten sevildiğine inanamaz.

6- En küçük olaylar karşısında kendine olan güvenini yitirir. Pire için yorgan yakar. Bu nedenle iş yaşamında çok istediği halde başarı sağlayamaz.

Bu örnekler daha da çoğaltılabilir…

Sıkılganlık doğuştan bir hastalık değildir.

Sıkılganlık doğuştan bir hastalık değildir. Sıkılganlığı yaratan bireyin yetiştiği ve içinde yaşadığı çevre ve bu çevrenin koşullarıdır.

Sıkılganlığı doğuran şunlardır:

a- Aşağılık duygusu

b- Suçluluk duygusu

c- Kişinin kendine güvensizliği

d- Becerememe endişesi

e- Yeteneklerini yanlış ve olumsuz değerlendirmesi.

Nasıl bir hastalıktan kurtulmak için önce onun nedenlerini bilmek ve ona göre ilaç kullanmak gerekiyorsa, sıkılganlığı üstünden atmak isteyen kimselerin de önce sıkılganlığı yaratan nedenleri araştırması gerekir.

Bu bölümde önce kendine güvenli, ruh sağlığı düzgün bir insan yetiştirmek için ailelere düşen görevi açıklayacak, daha sonra sıkılganlıktan kurtulma yollarının neler olduğunu belirteceğiz.

Çocukluk dönemi

Sıkılganlık genellikle çocukluk dönemlerinden kaynaklanır. Yeni bir dünyayı öğrenme cabası içinde bulunan çocuk, her şeye önce korkusuzca yaklaşır. Ateşi tutmaya kalkar ve eli yanar. Ateşin tehlikeli olduğunu bu deneyimle öğrenir. Karlar üstünde yatar, yuvarlanır, soğuktan her yanı buz keser, soğuğun tehlikeli olduğunu bu deneyimle öğrenir. Doğanın fiziksel tehlikelerini çocuk tek başına öğrenir ama sosyal yaşam çok daha değişik ve karmaşıktır. Onun kurallarını ancak, büyüklerinin, anne ve babasının, kardeşlerinin aracılığıyla edinir, işte çocuğun içinde yetiştiği bu sosyal çevrede atılan her yanlış adım ileride onu kendine güvensiz sıkılgan bir insan yapar. Aktif değil, edilgen ve ürkek biri olur. Bağımsız kararlar veremez.

Çocuklarını yetiştirirken, ileride sıkılgan biri olmaması için anne ve babalar şu kurallara uymalıdır.

Çocuğun üstüne titremeyin

Üretmek insanların doğal bir içgüdüsüdür. Sizden, sizin karnınızdan dünyaya işte yeni bir canlı geliyor. Onunla birlikte adeta siz de yeni bir doğuş içindesiniz. Elinizi karınızın karnına koyup bebeğin tekme atışlarını hissediyor, kulağınızı dayayıp onun yürek çırpıntılarını bile duyuyorsunuz. Bütün bunlar güzel şeyler. Doğduktan sonra yine sevebildiğiniz kadar sevin ama bu sevgiyi onun kişiliğini bulmasını engelleyecek kadar aşırıya götürmeyin. Çünkü kişiliğini çocuğunuz kendi deneyimi ile bulacaktır. Yürümeye çalışırken elbette ki düşecek, başını belki koltuğun bir köşesine, sehpaya çarpacak, bu ona biraz acı verecek, ağlayacak. Ama siz, “Yavrum incinmesin” diye her düşüşünde atılır, sürekli kollarından tutarsanız bu durum çocuğun

daha ilk yaşlarda bağımsız hareket etme yeteneğini engeller ve güven duygusunu zedeler. O halde yapacağınız en güzel şey çocuğunuzun kendi başına yürümesine yardımcı olmak ama ona sadece küçük yardımlarda bulunmak. Aksi takdirde, çocuğunuzun üstüne aşırı titriyorsanız anormallik çocukta değil sizdedir. Kuşkulu ve kuruntulu bir yapınız olmalı. Bu kuşkulu ve kuruntulu yapınızla kendinizi o anki endişelerden kurtarırsınız ama bilmeden, çocuğunuza endişeli bir gelecek hazırlarsınız.

İlk çocuğunu yitiren anne ve babalar, genellikle sonra doğan çocuklarına karşı daha çok duyarlıdır. Bu nedenle ona aşırı ilgi gösterirler. Bu ilgi de çocuğun büyüme çağlarında bağımsız davranışlarda ve deneyimlerde bulunmasını engeller. Çocuk giderek sürekli yakınlarının yardımına ihtiyaç duyan biri halini alır ve kişiliğini geliştiremez.

Otoriter davranmayın

Otoriter bir aile ortamı içerisinde yetişen çocuklar ürkek ve silik olur. Kişiliğini geliştiremez. Bu da onun gelecekte sıkılgan biri olmasına yol açar. Demek ki ailenin orta yolu bulması gerekiyor. Gereksiz ve aşırı şevkat ve yardım kadar, gereksiz ve aşırı otorite de çocuğa zararlıdır. Ama öte yandan otoritenin ne zaman kullanıldığını bilen, disiplinli bir aile yuvasında yetişmiş çocuğun, gelecekte, kendine güvenli, karar verme yeteneklerine sahip biri olarak yetiştiğini deneyler açıkça ortaya koymuştur.

Olmayacak şeyler istemeyin

Çocuk yaşamın tehlikelerini deneyimleri ile yavaş yavaş öğrenir. Ve yaşama kendini böyle hazırlar. Aradan geçen uzun yıllar anne ve babalara kendi çocukluklarını unutturduğu için, bazen, çocuklarından, kendi arzuladıkları öte yandan çocuk için güç şeyler istedikleri görülür. Örneğin bütün çocuklar sudan korkar. Onu yavaş yavaş yıkanmaya alıştırmak varken bağırta bağırta yıkamak yanlıştır. Deniz kıyısında tatil geçiriyorken, yüzme öğretiyorum amacı ile sığ bir yerde de olsa çocuğu suya bırakıp korkusunu böylece yenebileceğini sanmak yanlış bir düşüncedir. Bu tür davranışlar gelecekte her bireyin yaşamını karartan fobilerin kaynağı olabilir. En iyisi, baba ya da annenin çocuğun karşılaştığı her deneyimi onunla fiziksel olarak bölüşmesi ve korkulacak bir şey olmadığını böylece bizzat göstermesidir. Çocuğu zaman zaman özgür bırakın.

Genellikle çocuklar üç yaşına kadar anne ve babasının, çevresinin yardımına ihtiyaç duyarlar, daha sonra, nispeten kendilerine yeterli hale gelip büyüklere özenir, tıpkı büyükleri gibi her şeyi kendi başlarına yapmak isterler. Elbiselerini kendileri giymek, kendileri çıkarmak, yemeklerini kendi başlarına yemek gibi. Bu tür davranışlarında onları engellemeyin, tersine özendirin. Çünkü ilerideki bağımsız ve özgür davranışları bu dönemden kaynaklanacak. Dünyaya daha ilk yaşlarda somut bir biçimde kavrama ve değerlendirme olanağını ancak böyle bulabilecekler. Eğer hemen yardımına koşar, her şeyi siz yapmaya kalkarsanız, ilerde, yetişkinlik döneminde de sizin ve başkalarının yardımına ihtiyaç duyacak, kendi ne güvensiz, sıkılgan bir insan olacaktır.

Çevresini genişletin

Sanayileşme ve kentleşme aile yaşamına da büyük değişiklikler getirdi. Köy toplumlarında çocuklar dedeleri, nineleri, amcaları, dayıları, teyzeleri ve diğer köy çocuklarıyla birlikte geniş bir çevrede yaşayabiliyorlardı. Günümüzde ise yazık ki çocuk anne baba ve kardeşlerinden oluşan dar bir çember içinde kaldı. Bu durum da onların dış çevrede kaynaşmasını güçleştiren bir etken oldu. Sanayi ve şehirleşmenin getirdiği kreşler ve çocuk yuvalarının, sanıldığının aksine, derde derman olmadığı bu sosyal kurumlarda yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Çocuk yuvaları ve kreşlerdekiler değil de ancak iki ya da üç yaşından sonra anaokullarına verilenler gelecek yaşamlarında başarılı olabiliyorlar. Zira çocuk, kişiliğini üç ila altı yaş arasındaki dönemde kazanabiliyor.

Çocuğunuz ya da çocuklarınızın başka yetişkinlerle de bir arada bulunmasına çaba gösterin, komşuluk ilişkilerine önem verin.

Diğer çocuklarla bir olmasını sağlayın

Köy çocukları şehir çocuklarına göre yaşama daha kolay uyum sağlarlar. İçinde bulundukları geniş alan onların eşya ve insanlarla tanışmalarını kolaylaştırır. Şehir tehlikelerle doludur haklı olarak çocuğunuzu kapı önüne bırakamazsınız, arabalar gelir geçer, korkarsınız. O halde yapacağınız en güzel şey onu çocuk park ve bahçelerine, luna parklara götürmek. Bırakın oralarda rahatça koşup oynasınlar. Eli ayağı çizildi gibi endişelere kendinizi kaptırmayın. Onu ilerdeki yaşam güçlüklerine hazırlayacak olan bu küçük acılardır. Nasıl olsa yanımdasınız, gerçek bir tehlike olduğunda yardımına koşabilirsiniz. Aslında size de gerek kalmaz. Çünkü çocuklar arasında kendiliğinden gruplaşma ve birbirlerini koruma eğilimi doğar. Yapacağınız şey sadece, uzaktan uzağa çocuğunuzu gözetmek olmalı.

İlkokula hazırlık

İlkokula başlama dönemi çocuk için önemlidir. En yakınlarından, annesi, babası ve kardeşlerinden, belki mahallede birlikte oynadığı arkadaşlarından ayrılıp günün büyük bir bölümünü okulda geçirecek. Çocuk ilk olumsuz sözleri önce kendinden bir ya da iki yaş daha büyük arkadaşlarından duyar. Okul ona bir hapishane gibi görünür. Ailenin, ilkokula başlamadan önce, evde çocuğu bu psikolojik duruma hazırlaması gerekir, öte yandan çok duyarlı anneler için de okul bir problemdir. Üstüne titrediği yavrusunu başka ellere teslim edecek. Bu durum annede bazı ruhsal rahatsızlıklar doğurur ve ayrımına varmaksızın bunu çocuğa belli eder. Aile yaşamından okul yaşamına geçiş çocuk yaşamının ikinci önemli aşamasıdır. Anne ve babalar bu aşamada gerekli hazırlıkları yapmazsa, kendini yalnız hisseden çocuk yalnızlık duygusuna kapılır ve bu yalnızlık duygusu da gelecekteki sıkılganlığın bir başlangıcı olur.

Sonradan doğan çocuk

Sıkılgan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar ikinci ya da son doğan çocuğa göre ilk doğan çocuğun daha çekingen olduğunu ortaya koyuyor. Kıskanıp saldıracak yerde kendine kapanıyor, ürkek ve korkak oluyor. Daha az sevildiğini sanarak suçluluk duygusu geliştiriyor.

Yapılacak şey:

1- Küçük çocuğunuzun bakımını yaparken bu bakıma büyük çocuğunuzun da katılım ve yardımını sağlayın. Böylece küçük kardeş onun gözünde dokunulmaz biri olmaktan çıkar, bir tür arkadaş halini alır.

2- Özen ve dikkatinizi sürekli küçük çocuğunuza göstermekten ve bunu büyük çocuğun gözü önünde yapmaktan çekinin. Ayrıca eski özen ve sevginizi ondan esirgemeyin, okşayıp öpün, sevildiğini anlasın.

3- Küçük yaygarayı bassa da aldırmayın, o ağlarken büyük çocuğu sevmeniz onu hoşnut eder, evde kendisinin de bir varlık olduğunu anlamasına yardımcı olur.

Ayrılma ya da boşanma

Kişisel sorunlarınız için birbirinizle boşandınız ya da ayrı yaşıyorsunuz. Bu uyumsuz durum çocuklarınız için de ileride uyumsuz sonuçlar yaratabilir, ileride sıkılgan, çekingen, ürkek ve korkak bir çocuğunuz olmasını istemiyorsanız şu hususlara dikkat edin:

1- Birbirinizi kötülemeyin. Babayı güçsüz gören çocuk ileride karar verme yetkisinden yoksun, kişiliksiz, olaylar karşısında çabuk yıpranan biri olur.

2- Anneyi küçümseyen çocuk acımasız, sert yapılı, esneklikten yoksun, zorba bir kişilik geliştirir. Ayrıca bu tür çocuklarda çeşitli cinsel bunalımlar ortaya çıkar.

3- Bütün evliliklerin, anne ve babalarının evliliklerine benzediğini sanıp, bir aile yuvası kurmaktan korkar.

4- Gelecekte yaşamına yön verecek olan tüm değer yargıları bu dengesizlik içinde sarsıntıya uğrar. Dolayısıyla:

a) Ya kötülüklere eğilimli psikopat,

b) Ya da sıkılgan ve çekingen olur.

Okul yaşamı

Kişinin gelecekteki yapısını okul yaşamındaki başarı ya da başarısızlıklar derinliğine etkiler. Genellikle anne ya da babalar çocuklarını kendilerinden daha üstün bir eğitim düzeyinde ve büyük görevlerde görmek isterler. Onların en büyük özlemleri kendi yapamadıklarını çocuklarının gerçekleştirmesidir. Bu nedenle, bir yarış atı gibi onları koşturur, yaş ve yeteneklerinin üstünde şeyler ister, çocuklarından üstün notlar beklerler. Ailesinin bu özlem ve dileklerini yerine getiremeyiş çocukta kendine güvensizlik duygusuna, giderek sıkılganlık ve çekingenliğe yol açar.

Kimi zaman, çocuk, öğretim ve eğitiminde, normal düzeyde isteneni de veremeyebilir. Bu durum onun yeteneksizliğinden değil bazı ruhsal sorunları olmasından kaynaklanır. Ruh sağlığı düzgün, kendine güvenen, ileride kişilik sahibi bir insanın yetişebilmesi için, aileler öğretim çağında şu husustan dikkatle yerine getirmelidir:

1- Çocuğunuz başarısızsa öğretmenleri ile görüşün, fikirlerini alın. Onlar size bu başarısızlık ve güçlüklerin nedenlerini açıklayacaktır.

2- Aşırıya kaçmamak koşulu ile eğitim ve öğretim konusunda çocuğunuza evde yardımcı olun.

3- Karşılaştığı ruhsal sorunların ne olduğunu anlamaya ve bu sorunları çözümlemeye çalışın.

Onun ruhsal sorunlarını çözümleyebilirseniz okulla ilgili problemlerinin de üstesinden gelmiş sayılırsınız.

Psikologlara güvenin

Çocuğunuzu bilgiyle ve normal bir ortamda yetiştirdiğiniz halde onda süregelen bazı anormal davranışlar görüyor ve bunları kendiniz çözümleyemiyorsanız bir psikoloğun yardımına başvurmaktan çekinmeyin. Böylece bilmediğiniz ruhsal bir sorun kangren halini almadan iyileşir. Ancak çocuğu psikoloğa ya da bir psikanalistçiye götürürken, ona yaptığınız şeyin doğal olduğunu anlatın. Ürkmesin.

Yetişkinlik dönemi

Çocukluktan yetişkinliğe geçiş insan hayatının en hassas dönemidir. Bu dönemden her insan geçer ama sonradan geçirdiği günleri unutur.

Çocukluk her şeye karşın mutlu bir olaydır. Her zaman çocuğu koruyan bir anne ve baba vardır. Güçlüklerle karşılaştığında annesine, babasına sığınır. Yetişkinlik dönemi kişinin hem aile koruyuculuğuna özlem duyduğu hem de kendi kişiliğini bulmaya çalıştığı bir süreçtir.

Anne ve babalar işte bu yetişkinlik döneminde çocuklarının çok değişik davranışlarıyla karşı karşıya kalabilirler. Anlayışlı ve sabırlı olmaları gerekir. Şöyle ki:

Artık o bir delikanlı, ya da bir genç kız olma yolunda,

Yüzü eski çocuk yüzü değil, yetişkin bir insanın fiziksel özelliklerini taşıyor. Erkek ya da kadın olmasına göre ilişkilerini düzenlemek ve toplumdaki yerini seçmek zorunda.

Bütün bunlar doğal ama acısız gerçekleşmiyor. Kişiliği etkileyip dengesini sarsabiliyor.

a- Şimdi çocukluk döneminin bütün değer yargıları değişti. Karşısındaki genç kızı artık karşı cins olarak görüyor.

b- Çocuk olmadığı için yaptığı yanlışlar bağışlanamaz, bunu biliyor.

O da büyüklerden biri ama nasıl büyük olunur henüz tam bilemiyor, ne yapacağını hangi çarelere başvuracağını ve elinde ne gibi olanaklar bulunduğunu kestiremiyor. Henüz deneyimleri eksik. Rüzgarın önündeki bir yaprak gibi. İşte çocukluğunda edindiği eğitim ve kişiliğin önemi bu dönemde başlıyor. Eğer kendine güveni yoksa ve bir sıkıntıyı çocukluk döneminden beri alıp getiriyorsa, olaylar karşısında ürkek, çekingen, sıkılgan insan oluyor. İçine kapanıp toplumla ilişkisini kesiyor. Bir kalabalık içinde nasıl davranacağını kestiremiyor. Başarısızlıktan korkuyor. Herkesin gözlerini kendi üstünde hissediyor. Aile ve yakın çevrenin kişiliğin gelişmesinde büyük rolü var. Hissettirmeksizin, karşılaştığı bazı sorunlarda ona yardımcı olun. Aksi takdirde en küçük başarısızlıklar onu düş kırıklığına uğratıp, ileride sıkılgan ve çekingen bir insan yapar.

Sabırlı olun

Yetişkinlik yani ergenlik dönemine giren çocuk, ailesine karşı iki çelişik davranış içerisindedir.

Şöyle ki:

a- Ailesine, anne, baba ve kardeşlerine çok bağlıdır, onların yardımına ihtiyaç duyar.

b- Öte yandan ailesi ve çevresine karşı bağımsızlığını kabul ettirmek ve kendini kanıtlarsak ister.

Bu iki çelişik düşünce onun davranışlarını da etkiler. Dili kabalaşır, toplumsal gelenek ve göreneklere karşı koyar. Ailenin alışılagelmiş düzeninden sıkıntı duyar. Örneğin komşuluk ilişkilerinde yer almaz. Aile aşırı dindarsa dine karşı tepki gösterdiği olur. Babasının yanında daha bağımsız ve daha rahat bir biçimde davranır. Zaman zaman eylemleri dik başlılığa kadar varır.

Bütün bunlar onun kendi kişiliğini kanıtlamak özleminden doğar. Anne ve baba olarak bu tür davranışlar karşısında sabırlı olmayı öğrenin. Aksi takdirde çocuğunuz:

a- Ya tümüyle başkaldırır, asi bir insan olur,

b- Ya da aşağılık duygusuna kapılır. Bu aşağılık duygusu da gelecekte onun sıkılgan ve çekingen biri olmasına neden olur.

Eleştirmeyin

Ergenlik ve yetişme döneminde kişinin en büyük dayanağı “Narcisme” denilen fiziksel görünüşe düşkünlüktür. Artık sık sık aynanın karşısındadır. Saçlarını özenle tarar, bıyık bırakır. Filmlerde gördüğü, gazetelerde okuduğu çağdaş kahramanlara özenti duyar. Saçlarını uzatır. Kız ise dudaklarını boyar, kirpiklerine rimel, yanaklarına allık sürer. Beğenilmekten hoşlanır. Kendini beğenir. Erkeği de, kızı da kendini güzelleştirmek için büyük bir çaba gösterir. Çocuğunuzun bu tür davranışları sizin değer yargılarınızla bağdaşmıyor olabilir. Çocuğunuz aşırılığa kaçmış da olabilir. Ancak onu asla sert bir biçimde eleştirmeyin “Bu ne biçim pantolon, kıçı yamalı”, “Bu nasıl saçlar, ne diye berbere gitmiyorsun?”, “Şu haline bak, git bir banyo yap, elin yüzün açılsın”, “Kızım bu nasıl makyaj, maymuna dönmüşsün’ gibi sözlerle onun kendine olan güven duygusunu sarsmayın.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.