Site Rengi

DOLAR 5,6914
EURO 6,2874
ALTIN 275,2
BIST 100.471
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Sağanak Yağışlı

Üretim, üretici güçler, üretim ilişkileri ve üretim biçimi ne demektir?

08.05.2019
59
A+
A-

Tarihin eski dönemlerinden bu yana insanlar, insan toplumlarının gelişmelerine olanak sağlayan esas etkenin ne olduğunu açıklamaya uğraşmışlardır. Önceleri, bütün toplumsal değişme ve gelişmelerin açıklanması doğa dışı güçlere bağlanıyordu. Dini akımları temsil eden görüşlere göre, tüm gelişme ve değişmelerin tanrı iradesine bağlı olduğu savunuluyordu. Bilim ve pratik tarafından doğaüstü güçlerin var olmadığının kanıtlanmasından sonradır ki, bu görüşler büyük ölçüde günümüzde savunulmaz olmuştur. Bugün, birçok burjuva bilgininin kabul ettiği ve ileri sürdüğü bir görüşe göre ise toplum gelişmesinin büyük ölçüde coğrafi çevreye (iklim, toprak, yer altı kaynakları vb), yani doğal koşullara ve ayrıca nüfusa bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Coğrafi çevre, kuşkusuz, toplumun değişmez ve vazgeçilmez koşullarından biridir. Doğaldır ki, toplumun gelişmesini etkiler, bu gelişmeyi hızlandırır ya da geciktirir. Ama şu da bir gerçektir ki, toplumdaki değişme ve gelişmeler, doğal koşullardaki değişme ve gelişmelerden, kıyaslanmayacak kadar hızlıdır. Söz gelimi, Avrupa’da üç bin yıllık sürede, orta ve doğu Avrupa’da, dört düzen birbirini izledi. Oysa aynı dönemde, Avrupa’nın doğal koşullun, fark edilemeyecek kadar az değişikliğe uğradı. Kuşkusuz, «toplumun maddi hayat koşulları» kavramı nüfus artışını, şu ya da bu kadar olan nüfus yoğunluğunu da kapsar. Çünkü insan toplumun maddi hayal koşullarının esas unsurlarından biridir. Belli bir asgari insan sayısına ulaşılmadıkça toplumun herhangi bir maddi hayatı olamaz. Buna göre, nüfus ve nüfus artışı, toplumların gelişmesini açıklayan temel etken olabilir mi? Kuşkusuz hayır. Nüfus ve nüfus artışı toplumdaki gelişimi etkiler, bu gelişimi hızlandırır ya da geciktirir; fakat toplumun gelişmesinde asıl güç olamaz ve toplumun gelişimi üzerine olan etkisi belirleyici nitelikte bir etki değildir. Eğer nüfus artışı toplumsal gelişimin belirleyici gücü olsaydı, daha fazla nüfus yoğunluğu, zorunlu olarak, buna bağlı daha yüksek bir biçimde bir sosyal sistem doğururdu. O halde, toplumun görünüşünü, sosyal sistemin niteliğini, toplumun bir üretim biçiminden diğerine gelişimini belirleyen, toplumun maddi hayat koşullarındaki asıl güç nedir? Bilimin ve tarihin bize gösterdiğine bakılırsa, bu güç, insanın varoluşu için gerekli olan yaşama olanaklarının sağlanması yöntemi, toplumsal hayat ve gelişme için gerekli olan maddi değerlerin ve hayat ve toplumun gelişmesi için gerekli olan üretim biçimidir. Belli bir tarihsel gelişme düzeyindeki her toplumda yaşayan bireylerin, giderilmesi zorunlu olan, çeşitli gereksinimleri vardır, örneğin, insanlar toplum içinde yaşamlarım sürdürürken, «yemek, içmek, giyinmek, barınmak ve eğlenmek vb» zorunluğundadırlar. Bu gereksinimlerden bir bölümü biyolojik karakterdedir. Giderilmesi yaşamak için gereklidir. Biyolojik olmayanlar ise, insanların toplum içinde yaşamalarının sonucu, «belli bir toplumun kültürü» deyimiyle anlatılan bütünün çeşitleridir. İnsanların biyolojik gereksinimleri bile içinde yaşadıkları toplumun kültürüne bağlı bir karakter gösterir. İnsanlar bu gereksinimlerini giderebilmek amacıyla, doğada saklı bulunanları ve doğa güçlerini, kendilerine elverişli biçime getirmek için çaba harcarlar. Bu bilinçli ve kasıtlı davranışa üretim adı verilir. Belli bir tarihsel gelişme düzeyinde bir toplumda, üretim eyleminin olabilmesi için temel koşul, üretici güçlerin varlığıdır. Toplumun geçimini elde etmemize olanak sağlayan a) üretim araçları, b) üretim araçlarını kullananlar, c) üretim tecrübesi, d) iş alışkanlıkları, üretici güçleri oluştururlar. Bunlar, birlikte ele alındıklarında, karşılıklı etkileri içinde üretici güçleri oluşturan maddi kuvvetlerdir. Üretim, yalnızca doğada saklı bulunanları, insan gereksinimlerinin giderilmesine elverişli biçime getiren, insan çabasına indirgenemez. İnsanlar üretim olayını gerçekleştirirken yalnızca doğa üzerinde etkide bulunmakla kalmaz, birbirleri üzerinde de etkide bulunurlar. Ancak belli bir biçimde birbirleriyle işbirliği yapmak ve çabalarını birbirleriyle mübadele etmek yoluyla üretimde bulunabilirler. İnsanlar, üretim eylemini başarabilmek için birbirleriyle belli bağlantılar kurar, belli ilişkilere girerler. Bu sosyal bağlantı ve ilişkilerin sınırları içindedir ki, insanlar doğa üzerinde etkin olur, üretim gerçekleşir. Demek ki, üretim süreci yalnızca insanın doğa ile ilişkilerini değil, aynı zamanda insanın insanla olan ilişkilerini de kapsar. Buna göre, üretim ilişkileri, üretim araçlarının mülkiyet biçimlerini, sosyal sınıf ve tabakaların birbirlerine göre durumlarını ve ürünlerin bölüşüm biçimlerini içerir.

Bir yandan üretim ilişkileri üretim güçlerinin tarihsel düzeyine, yani insanın doğa karşısındaki aktif ilişkisinin biçimlenmesine bağlı olarak şekil alırken, bir yandan da, bölüşüm ilişkileri üretim ilişkilerine bağlı olarak biçimlenir. Bölüşümün yapısı tamamen üretimin yapısıyla belirlenir ve bölüşümün kendisi de üretimin bir ürünüdür. Hem de yalnızca, üretimin sonucu ve bölüşümün konusu olan nesne bakımından değil, biçim bakımından da. Sosyal üretim güçleri ile bunlara bağlı üretim ilişkileri bir bütün meydana getirirler ki, buna üretim biçimi diyoruz. Toplumların tarihsel gelişmeleri üzerindeki araştırmalara dayanarak beş ana üretim biçimi saymak mümkündür. Bunlardan birincisi ilkel komünal sistemdir. Bu tür üretim biçiminde, üretim araçlarının büyük bir bölümü, özellikle toprak, bir sosyal mülkiyet konusudur. İkincisi köleci sistemdir. Bu üretim biçiminde, üretim araçları ve üretim araçlarım kullananlar, köle sahibinin mülkiyetindedir. Üçüncü üretim biçimi feodalitedir. Feodal toplumda toprak, kısmen özel mülkiyet ve kısmen de devlet (krallık) mülkiyetindedir. Ya da kilise veya tarikatlar gibi topluluklara aittir. Toprağı işleyen insanlar, «serf» (toprak kölesi) olarak, toprağa bağlıdır, işledikleri toprağı kendi iradeleriyle bırakıp gidemezler. Üretim biçimlerinden dördüncüsü, kapitalist üretimdir. Pazar için üretim yapılan ve üretimin amacının toplumsal gereksinimlerin karşılanmasından öteye, kar sağlamak olduğu bu sistemde, üretim araçlarının büyük bir bölümü, toplumun küçük bir bölüğünün, kapitalistlerin mülkiyetindedir. Toplum üyelerinin büyük çoğunluğunun kendi üretim araçları yoktur, serbest ücretliler olarak çalışır ve kapitalistlerin mülkiyetinde olan üretim araçlarını kullanırlar.

Sonuncusu, üretim biçimlerinin beşincisi, sosyalist üretimdir. Bu üretim biçiminde, üretim araçları, sosyal mülkiyet konusudur. Bütün toplumun mülkiyetindedir. Bu sistemde üretim, toplumun bütün üyelerinin gereksinimlerini gidermek amacıyla planlanır ve yönetilir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, sırayla sayılan üretim biçimlerinin, insanlığın tarihsel gelişmesinin belli dönemlerine kabaca uymasıdır. Yoksa iki ya da daha çok üretim biçiminin yan yana yürüdüğü geçiş dönemleri olabileceği gibi; ayrıca, belli bir üretim biçimiyle adlandırılan bir dönemde bile başka bir üretim biçimi, daha uzun süre yaşayabilir ve kalıntıları sürekli olarak tutunabilir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.