Site Rengi

DOLAR 5,6989
EURO 6,3184
ALTIN 269,8
BIST 106.785
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu

Türk tarihindeki anayasa hareketlerinin başlıca aşamaları ve özellikleri nelerdir?

07.05.2019
81
A+
A-

Batıdaki anayasacılık hareketleri toplumların temel yapılarındaki bir değişikliğin sonucu olarak göründüğü ve daha belirli bir deyimle, burjuvazinin devlet yönetimine sahip çıkma çabasıyla ilişkili bulunduğu halde, Osmanlı İmparatorluğunda On dokuzuncu Yüzyıl boyunca beliren hareketlerdeki sınıfsal nitelik böylesine kesin çizgilerle ortaya çıkmıyor. Başlangıçtaki ıslahat fermanları ve onların arkasından gelen Birinci Meşrutiyet, daha çok, devlet memurluğundan yetişme bir avuç insanın çökmekte olan devleti kurtarmak için düşünebildiği ve genellikle Batıdan aktardığı çarelerden ibaret. Bunları tam anlamıyla birer “burjuva reformu” saymak kolay değil; çünkü arkalarında devlet yönetimini ele geçirmek isteyen ulusal bir burjuvazinin ağırlığı yok. Çoğunlukla yüksek devlet memurluğundan gelme kişilerce başlatılan bu atılımların en büyük destekçisi, sanayi ürünlerine pazar arama çabasına girişmiş olan Avrupa burjuvazisi ya da onun yerli uzantılarıdır.

Biçim bakımından da, Birinci Meşrutiyet tam bir parlamenter sistem, yani parlamentoya karşı sorumlu bir hükümet düzeni getirmiş sayılmaz. Bu yoldaki en esaslı çaba, ikinci Meşrutiyet sırasında görülüyor.

Parlamenter sistemi Osmanlı Devletinde yerleştirme çabasının Birinci Dünya Savaşıyla birlikte sona ermesinden sonra başlayan Milli Mücadele dönemi, anayasacılık bakımından da yepyeni bir aşamanın başlangıcı oluyor. Artık hükümdarlı ve parlamentolu bir “meşruti1 sistem yerine, doğrudan doğruya meclis üstünlüğüne dayanan bir ihtilal yönetimi söz konusudur. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti dönemi. O dönemdeki ihtilalci yönetim tarzını düzenleyen ilk anayasa da 20 Ocak 1921 tarihli, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’dur. Bundan sonra, Cumhuriyetin ilanı ve arkasından, meclis hükümeti sistemi ile parlamenter sistemi bir araya getirmeye çalışan, 20 Nisan 1924 Anayasasının yapılışı geliyor.

1924 Anayasasının özelliği, hem tek partili, hem de çok partili dönemde uygulanabilmiş olması. Bu Anayasanın bazı bakımlardan geçirdiği değişiklikler, rejimin geçirdiği değişikliklerin yanında pek küçük kalıyor. Bundan sonra da, çok partili demokrasi denemesi, iflas etmekte ve 27 Mayıs hareketi olmaktadır.

Avrupa’daki anayasacılık hareketlerinin bilinen özelliklerini 1961 Anayasasının yapılışıyla ilgili çalışmalarda da görmek mümkün. Bu Anayasa, 27 Mayıs hareketinin bir ürünü. 27 Mayıs ise, Türkiye’de çok basit bir anayasa çerçevesi içinde yürütülen klasik demokrasi denemesinin ve çok partili hayatın iflasını belirliyor. Artık bütün umutlar, yapılacak olan yeni anayasaya kalmıştır. Toplumca yeni bir demokrasi denemesine girilecektir; Ondokuzuncu Yüzyıl anayasacıları- nın kurumlar ve kurallar yoluyla bir çeşit “sosyal pakt” ya da ‘toplum sözleşmesi” ortaya koymaya çalışmaları gibi, 1961 Türkiyesi’nde de, girişilecek olan yeni demokrasinin kurallarını önceden ayrıntılı bir şekilde belirtmek, kurumlarını sağlamca kurmak ve denemeye ancak ondan sonra başlamak yolu seçilmektedir.

Aslında, Türkiye’nin gerçekten bir anayasa değişikliği geçirmesi gerekiyor idiyse, bunun için en elverişli zaman herhalde 1945’te, çok partili hayata girişte olabilirdi. Böyle bir değişiklikten geçilmemiş olması, 1945’ten sonraki çok partili dönem boyunca, çeşitli çevrelerdeki başlıca tartışmanın kurumlarla ve kurallarla ilgili bir anayasa tartışması olmasına yol açmıştı. Cumhuriyet Halk Partisi, başlangıçta, çok partili hayata geçiş için anayasa ayarlamalarını zorunlu bulmadığı halde, 1950 iktidar değişikliğinden sonra bu zorunluluk üzerinde ısrar etmiştir. Buna karşılık, Demokrat Parti, muhalefet yıllarında ve hatta ilk hükümet programında belirttiği görüşlere ters düşen bir tutumla, anayasayı yalnızca dil bakımından tekrar 1924 metnine döndürmekten öteye gitmemiş, kurulu mekanizmayı ve özgürlükler düzeyini kendisi için elverişli saymıştır. Bu durum, rejimin aksayan yönleriyle Anayasa arasında bir özdeşlik doğurmuş, anayasa değişikliğiyle birlikte rejimdeki aksaklıkların da kendiliğinden ortadan kalkacağı yolundaki inanç hayli yaygınlaşmıştır. Böyle bir açıdan bakınca, 1961 Anayasası, dünyadaki anayasacılık hareketlerinin en “saf örneklerinden biri olarak görünüyor: giriştiği demokrasi denemesinde temel yapıya ilişkin ekonomik ve sosyal nedenlerle başarısızlığa uğramış bir ülke, devletin yönetim kurallarında ve kurumların- da değişiklikler yaparak başarı kazanacağını ummaktadır. Bunun ötesinde, Yirminci Yüzyıldaki anayasacılık hareketleri bakımından dikkati çeken bir başka yönü daha var 1961 Anayasasının.

27 Mayıs öncesindeki tartışmalar, çekişmeler daha çok rejim konularıyla, anayasa değişiklikleriyle ilgili olduğu halde, 1961 Anayasasında, birdenbire, uzun bir ekonomik ve sosyal haklar listesiyle karşılaşıyoruz. İşte, bu yön, Anayasanın amaç gösterici, program çizici yönü. Geri kalmış ülkelerin pek çoğunda görülen bir durum bu: anayasalar yalnız olanı düzenlemekle ya da siyasal alanda uyulması gerekli olanları sıralamakla kalmıyor, aynı zamanda ekonomik ve sosyal alanda yapılması gerekenleri de gösteriyor.

1961 Anayasasındaki “ekonomik ve sosyal” hakların, erişilmiş, kazanılmış haklar olmadığı muhakkak. Bunlar yine o Anayasadaki 53. maddenin deyimiyle, “Ulaşılması gereken” amaçlar: devlet, bu amaçlara ulaşma ödevlerini ancak “iktisadi gelişme ile mali kaynaklarının yeterliği ölçüsünde” yerine getirecek. Bununla birlikte, ekonomik ve sosyal hakların devlet için birer “ödev” haline sokulup Anayasayla ilan edilmesi bile başlı başına bir aşama sayılabilir.

1961 Anayasasının 1971 ve 1973’te geçirdiği önemli değişiklikler de toplumdaki güçler dengesinin değişmesiyle birlikte anayasaların nasıl zorlandığını gösteriyor. Anayasayla sağlanmış özgürlüklerin harekete geçirdiği toplum kesimleri yeni haklar istedikçe Anayasanın yapısında bu isteklere karşı yeni ağırlıklar oluşturulmakta, sınırlayıcı nitelikte yeni kurallar getirilmektedir.

12 Eylül 1980, o Anayasanın çöküşünü noktalayan tarihtir. 1961 Anayasasında yapılan değişiklikler, toplumun bütününü çalkalandıran şiddet olaylarını önlemeye yetmemiş, üstelik Anayasa, genellikle, önlenmek istenen durumların ortaya çıkışından da sorumlu tutulmuş, sorunlarla baş edemeyen iktidarlar zaman zaman hem sorunları, hem de sorunlar karşısındaki başarısızlıklarını Anayasaya yüklemişlerdir.

1982 Anayasası, 1961 Anayasası konusundaki bu olumsuz değerlendirmeleri bir ölçüde benimsemiş bir metin olarak, özgürlükler karşısında otorite yönü ağır basan bir devlet düzeni getiriyor. Yasamanın daha verimli çalışır duruma getirilmesiyle birlikte yürütmenin güçlendirilmesi ve özellikle Cumhurbaşkanının geniş yetkilerle donatılması bu Anayasanın devlet sistemine ilişkin en önemli özellikleridir.

Bu bakımdan, Türkiye’deki anayasa gelişmelerinde nerdeyse 1920’den beri süregelen bir sarkaç hareketi seziliyor: önce meclis üstünlüğüne dayalı iktidarların tutumlarıyla en yüksek noktaya yükselen otoriterlik eğilimi 27 Mayıs döneminin ardından 1961 Anayasası’yla öbür uçtaki bir özgürlük zirvesine fırlıyor ve sonra oradan da, 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinden geçerek, yürütme üstünlüğüne dayalı bir başka otorite anlayışına geri geliyor.

Şimdi, 1982 Anayasasıyla yürürlükte olan kuralları iyi anlayabilmek, değişiklikleri doğru değerlendirebilmek ve devlet yönetimini düzenleyen temel hükümleri belli bir sürecin parçası olarak anlamlı bir biçimde yorumlayabilmek için bütün bu aşamaları iyi bilmek gerekiyor. Demek ki, yürürlükteki kuralların açıklanmasına geçmeden önce, Türkiye’deki anayasa hareketlerinin önemli yönleriyle ilgili olarak akla gelebilecek bazı soruların sorulması ve yanıtlanması gerekir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.