Site Rengi

DOLAR 5,5838
EURO 6,2034
ALTIN 269,6
BIST 96.371
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Gök Gürültülü

Su, Hava, Toprak, Çevre Kirliliği Hakkında Bilgi

Su, Hava, Toprak, Çevre Kirliliği Hakkında Bilgi
21.04.2019
252
A+
A-

Su Kirliliği Hakkında Bilgi

Su kirliliği, hava kirliliğinin tersine, gözle görülen bir felakettir: Dalgalar sonucu plajlarda biriken çöpler, kıyılardaki petrol tabakaları, deniz kuşlarının gittikçe azalması, su kirlenmesine birkaç örnektir.

Yüzyıllar boyu denizler, artıklarımızın tehlikeli hale gelmeden çözülmesini sağlayan doğal sistemlerdi; ama artık durum böyle değildir. Sanayi artıkları ile öteki artıkların miktarı, denizlerin kimyasal maddeleri parçalama kapasitelerini zorlayacak boyuta ulaşmıştır. Belli bölgelerinde hayvan ve bitki yaşamının yok olduğu ve yüzmenin bile çok tehlikeli hale geldiği Akdeniz, deniz kirlenmesine klasik bir örnektir.

Kirliliğe yol açan etkenler, genellikle karadan, akarsular yoluyla denizlere ulaşırlar. Akarsuların kirlenmesi, ilk fark edilen çevre sorunlarındandır.

Su, hem organik hem de inorganik maddelerle kirlenebilir. Organik kirleticiler; kanalizasyon suları, sentetik deterjanlar ve çok sayıdaki böcek öldürücü ilaçtır. Ülkemizde çok yaygın olarak görüldüğü gibi, gelişmiş Batı ülkelerinde bile kanalizasyon pisliği, yerleşim bölgelerinin yakınlarında denize girmeyi olanaksızlaştırmaktadır. Bu pisliğin aşırı miktarları, sudaki oksijen oranını düşürmekte ve doğal yaşamı yok etmektedir. Aynı zamanda, bakteri ve virüs hastalıklarına da neden olmaktadır.

Temizlik maddeleri günlük yaşamımızın temel ve vazgeçilmez parçalarıdır. En eski türü olan sabunun, pek zararı olmamaktadır. Ancak Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra üretilen sentetik kimyasal temizleyiciler suda kolayca parçalanmamama ve akarsulara boşaltıldıklarında kalın köpük tabakaları halinde birikmektedirler. Kirli su güç köpürdüğünden, bu deterjan birikintileri suyun genellikle temiz sayılabileceği yerlerde görülmektedir.

Deterjanlar yalnızca insanlara zarar vermemekte, sudaki oksijen oranını düşürerek, çok sayıda canlı türünün ölmesine de neden olmaktadır.

Tarım ilaçları sularla tarım alanlarından akarsulara karışırlar ve gerek insan gerekse başka canlılara büyük zararlar verirler. DDT gibi klorlu organik maddeler, içlerine karıştıkları doğal besin zinciri yoluyla çeşitli balık ve kuşların ölümüne yol açmaktadırlar. Bu yüzden birçok ülkede DDT’nin kullanımı yasaklanmıştır.

İnorganik kirleticiler ise, iki gruba ayrılır: Yapay gübreler ve sanayi artıkları. Bunlar, genellikle kurşun ve cıva gibi ağır metalleri içerirler. İnorganik gübrelerin tarım kesiminde gittikçe artan bir biçimde kullanımı sonucu bunlar, ırmak ve göllere büyük miktarda karışıp suda yaşayan bitkilerin büyümesine yardımcı olarak, suların havasız kalmasına neden olurlar.

Metal içeren sanayi artıkları, ciddi hastalıklar da yapabilmektedir. Cıva zehirlenmesi bunların en bilineni ve en dramatik olanıdır. 1950’lerde, Japonya’da Minimata Körfezi yakınlarında yaşayan balıkçı ailelerinde, ev hayvanlarında ve bölgedeki kuşlarda açıklanamayan rahatsızlıklar belirince bütün dünya bu konuyla ilgilendi. Önce, kas zayıflıkları, körlük, beyin hasarları ve koma, hatta ölüm gibi durumlarla karşı karşıya kalan balıkçı köyü sakinlerinin başlıca yiyecekleri olan balıklar incelendi. Sonuç şuydu: Balıklarda, bölgedeki bir fabrikanın denize boşalttığı cıva bileşiği artıkları vardı.

1950’leri izleyen yirmi yıl içinde benzer olaylar Kanada, ABD ve İskandinavya ülkelerinde de görülünce büyük bölümü boya fabrikaları ile kimya sanayimden çıkan cıva artıklarının ırmak, göl ve denizlere akıtılmasına yasal sınırlamalar getirildi.

Sanayi bölgelerindeki birçok ırmak ve deniz kıyısında, doğal denge bozulmuş, hatta ülkemizde İzmit Körfezi’nde olduğu gibi, doğal yaşam neredeyse sona ermiştir. Özellikle suyun ısısını yükselten termik santrallerin olumsuz etkileri büyüktür. Sıcak su kendi içinde zararlı olmasa da organik kirlenmenin etkilerini hızla artırarak, doğal bitki türünü ve doğal yaşamı bozmaktadır. Kuşkusuz, sulardaki bu kirlenme gelecekte daha da artacak ve temelli bir denetimi zorunlu kılacaktır.

Toprak Kirliliği Hakkında Bilgi

Hava ve su kirliliğine göre toprak kirliliği, toprağın hareketsiz olması ve kirlenmenin başka yerlere yayılmaması nedeniyle daha az dikkat çekmektedir.

Toprak kirlenmesi, yıllar boyu etkisini sürdüren tarım ilaçları, maden artıklarının toprak üzerinde kalması ve sanayi alanlarında fabrika bacalarından çıkan tozun birikmesi sonucu oluşur. Toprağın ağır biçimde kirlendiği alanlarda ekim yapılamadığı ve böylece kimyasal maddeler insanlara geçmediği için pek fazla sağlık sorunu ortaya çıkmaz. Asıl tehlike, topraktaki artıklar, bitkilere geçip, onlarda yoğunluk oranı normalin üstüne çıktığında başlar.

Çevre Kirliliği Hakkında Bilgi

Çoğumuz, kirli dumanın ve çürüyen çöp birikintilerinin çevreyi kirlettiğinin farkındayızdır. Ama havayı, suyu ve toprağı kirleten çok daha tehlikeli, gözle görünmeyen maddeler de vardır.

“Kirlilik”, çevredeki, insan yaşamını etkileyen bütün değişiklikleri betimlemek için kullanılan, geniş kapsamlı bir terimdir. Kirliliğin nedenlerinin çeşitliliğine karşın, hemen hepsinde bir artık sorunu yaratan fazla üretim söz konusudur.

Bazıları, “kirlilik” kavramının 1950- 1960 arası “icat” edildiğini düşünürlerse de, insanlar çevrenin zararlı etkilerinin yüzyıllardır farkındadırlar. Sözgelimi, eski Yunanlılar ve Romalılar, çöplerini, kentlerin dışında, özel olarak düzenlenmiş alanlara taşımışlardır; ama bu bile kolera, tifo, sıtma salgınlarının baş göstermesini önleyememiştir. Avrupa’da Ortaçağ’dan başlayarak artan nüfus, bu tür kirlenmeye katkıda bulunmuş; yöneticilerin kanalların ve ırmakların çöplerle kirletilmesini yasaklamalarının pek etkisi olmamıştır.

Yine de, çevre kirliliğinin yıkıcı etkilerinin Sanayi Devrimi’nin üretimde patlamaya yol açtığı XIX. yüzyıla kadar hissedilmediği söylenebilir. Sanayi, önce Avrupa’nın sonra da Kuzey Amerika’nın ve Japonya’nın dünyanın çevresel bakımdan en kirli bölgeleri olmasına yol açmıştır. Artık çevre kirliliği yerel değil, yeryüzünü kuşatan bir sorundur.

Genellikle çevre kirliliği, üç büyük gruba ayrılır: Hava; su; toprak. Ama bunların bağlantılı oldukları ve birbirlerini etkiledikleri unutulmamalıdır.

Hava Kirliliği Hakkında Bilgi

Hava kirliliğine sanayi işlemleri, enerji istasyonları, içten yanmalı motorlar, kömür gibi fosil yakıtların tüketilmesi, hatta tarım artıklarının yakılması neden olur.

Havayı kirleten maddeler içinde en iyi bilinenler, karbonmonoksit, kükürtdioksit, azotoksit, hidrokarbonlar ve kir, toz gibi parçacıklardır.

Çoğu kez hava kirliliği deyince, insanların akıllarına, dumanlı havanın öldürücü etkileri gelir. İngilizler hidrokarbon, azot oksit gibi maddelerden oluşan ve her yere yayılan bu havaya, “smoke (duman)” ve “fog (sis)” söz etiklerinin karışımı olan “smog” adını takmışlardır.

İlk bilinen “smog” felaketi, 1930’da Belçika’da, Meuse Vadisi’nde ortaya çıkmış ve dört gün içinde 60 kişinin ölümüne neden olmuştur. 1952’de, yine dört gün süren “smog”da, 4 000 Londralı ölmüştür. Ölenlerin büyük çoğunluğu, yaşlı insanlar ya da birtakım solunum rahatsızlıkları olanlardı. Bu trajik ölümler ve artan hastalıklar 1956’larda İngiltere’de Temiz Hava Yasası’nın hazırlanmasına yol açmıştır. ‘Dumansız bölgeler’ oluşturulmuştur. Sonuç, olağanüstü olmuştur: Londralılar, bir yüzyıl boyunca olduğundan çok daha temiz, dumansız ve aydınlık bir kentte yaşamaya başlamışlardır.

Taşıtların egzoz gazlarıyla çıkardıkları karbonmonoksit solunduğunda, bedendeki oksijenin yerini alır. Büyük kentlerde bu maddenin havadaki yoğunluğu, bazen reflekslerin yavaşlamasına, duyuların körleşmesine yol açacak kadar artmakta ve sürücülerin yeterince uyanık kalamaması sonucu trafik kazalarına neden olabilmektedir. Ayrıca karbonmonoksit, kalp hastalıkları, kansızlık ve solunum güçlükleri gibi rahatsızlıkları daha da kötüleştirir.

Kömür ve petrolün yanmasıyla ortaya çıkan sülfürdioksit, ağır sanayi bölgelerinde, havadaki keskin, yakıcı kokusuyla dikkati çeker: Havada nemle karışarak sülfürik aside dönüşür; sonra ‘asit yağmuru’ adı verilen sıvı halinde yeryüzüne düşer.

Asit yağmuru çok ciddi bir kirlilik türüdür. Binaların dış cephelerinde, pirinç ve bakır nesnelerde etkisi açıkça görülen asit yağmuru, doğadaki bütün canlıları da yıkıcı bir biçimde etkiler.

Tahriş edici özelliğiyle gözlerin yaşarmasına neden olan kükürt bileşikleri akciğer ve bronşları etkileyerek solunum sistemine kalıcı zararlar verebilir. Asit yağmuru, Kuzey Amerika ve İskandinavya’daki sık ormanlık bölgelerin azalmasına ve göllerdeki balıkların günden güne yok olmasına yol açmaktadır. Üstelik bu ülkeler açısından bir talihsizlik de İskandinavya’daki asit yağmurunun, o bölgeden değil Almanya ve İngiltere’ deki ağır sanayi merkezlerinden kaynaklanmasıdır.

Hava kirliliğine neden olan öteki maddeler kurşun ve flüor’dur. Tetraetil kurşun, oktan düzeyini yükseltmek için petrole katılır. Petrole katılan kurşunun yarısı havaya karışır. Araştırmalar bunun sağlığa ciddi zararlar verdiğini göstermektedir.

Flüor ise, özellikle tuğla fabrikalarının bacalarından çıkan dumanda vardır. Flüor’un tehlikesi, bir kez biriktikten sonra bir daha bedenden anlamamasıdır. Bununla birlikte zehirlenme vakalarına çok az rastlanır.

“Parçacık kirliliği”, atmosferdeki tozların tümünü kapsayan genel bir terimdir. Toz parçacıklarının sağlığı etkilemesi iki yönlüdür. İlki akciğer kanseri vakalarına kentlerde, kırda olduğundan daha sık rastlanması (ki, bu doğrudan hava kirliliğine bağlanmaktadır); İkincisi, çok bilinen solunum rahatsızlıklarının yine kentlerde ortaya çıkmasıdır.

Öteki çevre kirliliği biçimleri

Bazı kirlenme türleri söz konusu üç büyük grubun içine girmez, ama onların da kaynağı insandır. İstenmeyen sesler olarak tanımlanabilen gürültünün çevreye etkileri günden güne artan bir sorundur. Gürültü yalnızca bir rahatsızlık kaynağı değildir, sağlığı da ciddi biçimde etkiler. Nabız ve solunum sıklığı sesle artar; sürekli gürültü ülser, yüksek tansiyon gibi sonuçlar yaratabilir. Kalbinden rahatsız olanlarda gürültünün, kalp krizine yol açtığı bile öne sürülmüş 1960’tan sonra atom bombası denemelerine uluslararası antlaşmalarla sınırlamalar getirildikten sonra, yeryüzündeki radyasyon düzeyleri düşmüştür. Ama röntgen ışınları ve televizyon gibi elektronik aygıtlar radyasyon yaymayı sürdürmektedir.

Bugüne kadar atom denemelerinde çalışan ya da bu denemelerin yapıldığı bölgelerin yakınında yaşayanların dışında, radyasyonun ciddi zararları görülmemiştir. Ancak nükleer artıkların giderilmesi ve depolama sorunları, gelecekte ciddi sonuçlara yol açabilir. Radyasyonun yüksek dozları kansere (özellikle lösemi), sürekli yüksek doz ise genetik hasara neden olabilir.

Sağlık sorunu yaratmayan, ama insanı estetik bakımdan rahatsız eden kirlilik biçimleri de vardır: Neon lambaları, çirkin binalar gibi. Işık kirlenmesi ise hiç kimseyi olmasa bile, gözlem yapmalarını güçleştirdiği için gökbilimcileri olumsuz yönde etkilemektedir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.