Site Rengi

DOLAR 5,7287
EURO 6,3398
ALTIN 268,8
BIST 106.717
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu

Osmanlılar’da üretim ilişkilerinin özünü oluşturan Miri Sistem neden çökmüştür?

08.05.2019
76
A+
A-

16. yüzyılın ortalarına kadarki dönemde, Osmanlı toplumunda, toprağın mülkiyetinin devlete ait olduğunu ve bu hakka dayanarak artık-ürünün çeşitli vergiler adı altında devlete aktarıldığını tekrarlayalım. Ele geçen artık-ürünün önemli bir bölümünün de sipahilerde kaldığını ekleyelim. Çünkü hem devletin diğer kesimlerden elde ettiği gelirler gereksinimlerini karşılayacak niceliktedir ve hem de bu sayede devlet, büyük bir askeri gücün oluşmasını sağlayabilmekteydi. Ama 16. yüzyıldan itibaren değişen koşullar, bir yandan devlet bütçesini büyük bir açıkla karşı karşıya getirirken, diğer yandan da tımarlı sipahi ordusunu gereksiz kılıyordu. Türk ticaret yollarının önemini yitirmesi ve ülkede kaçakçılığın artması gibi nedenler, devlet gelirlerini azaltan önemli etkenler olmuştu. Ayrıca, 16. yüzyıla kadar birer gelir kaynağı olan fethedilmiş ülkeler, bu andan itibaren birer gider kapısına dönüşmüştü. Beri yanda Avrupa’da yükselen fiyatlar, ülkeyi de etkilemiş ve akçe hızla değer kaybetmeğe başlamıştı. Gerek akçenin değer kaybetmesi ve gerekse çeşitli tarımsal ürünlerde kaçakçılığın artması, yalnızca devleti ekonomik bunalım içine sokmakla kalmıyor, aynı zamanda diğer askerileri de hoşnutsuz kılıyordu. Fiyat yükselişleriyle sipahilerin gelirleri azalıyor, bu durum sipahi saray uyuşmazlığını körüklüyordu. Kısacası bu dönemde devletin gereksinimleri artarken, gelirleri aksine azalmaktadır: «… Görüldüğü gibi, 1550 yıllarından itibaren devletin kaynaklan kurumaya yüz tutarken gerekleri, aksine artmaktadır. Ticaret yollarının değerden düşmesi ve alabildiğine gelişen kaçakçılık devlet gelirlerini eksiltmektedir. Buna karşılık fiyatların hızla yükselmesi, para değerinin düşmesi, ordu gereklerini sağlamanın zorluğu, yeniçeri maaşları, beliren lüks eğilimleri devleti her gün biraz daha sıklaşan mali darlığa mahkûm etmektedir. 1597’de devletin gideri gelirinin üç katını bulmuştu…» (i. Cem). Bu koşullar altında devlet, en azından varlığını koruyabilmek ya da bir süre daha yaşamını sürdürebilmek için, yeni maddi kaynaklar bulmak zorunluğundaydı. Oysa onun bu dönemde, topraktan gayri el atabileceği başka bir çıkar kapısı bulması olanaksızdı. Bu durumda devlet, bir yanıyla gereklerine cevap verebilecek, ama diğer yanıyla da kendi çöküşünü hazırlayacak olan bu kaynağa el atmakta gecikmedi. Tarımdaki bu yeni uygulama ile sipahi-reaya ilişkileri yerini mültezim-reaya ilişkilerine bırakıyor ve Türk toplumundaki Mir Sistemi tarihe karışırken, İltizam uygulaması tarih sahnesine çıkıyordu. Kısacası devlet, mülkiyetinde bulunan ve memur-askerlere bıraktığı toprak gelirini artık kendisi almak istemektedir. Bu dönüşüm birdenbire olmadı, önceleri askerilerden belli miktarda pay almak biçiminde başlayan bu değişiklik, daha sonra sipahilerin saf dışı edilmeleriyle sonuçlanmıştır. İltizam uygulaması denilen, topraktaki bu yeni üretim ilişkilerinin özünü, reaya-mültezim-devlet üçlüsü arasındaki ilişkiler oluşturmaktaydı. Devlet toprak gelirini, ihale ile ve belli bir bedel karşılığında mültezimlere (bir çeşit derebeyi, ayan, eşraf v.s.) devrediyordu. Böylece artık-ürün, derebeyler tarafından alınır olmuştu. Bu yeni uygulama köylü için oldukça kötü sonuçlar doğurmuştu. Artık-ürünü belli vergilerle devlet adına askerilere aktaran köylülerin, verdiği artığın niceliği hemen hemen büyük değişiklikler göstermiyor ve bu durum köylüyü fazla tedirgin etmiyordu. Yani, sipahilerin sömürüyü artırma olanakları hemen hemen yoktu. Oysa mültezimlerin, artık-üründen aldıkları payı artırabilmek için, köylüye yapmadıkları kalmamıştır. Baskı ve zulmün şiddetinden pek çok köylü yerini yurdunu terk etmek zorunluğunda kalmıştı. Köylerini terk eden köylüler, kendilerine iş temin edecek bir kent sanayii ülkede oluşmadığından, ya dağlara kaçmakta ya da şehirlerde serserilik etmektedirler. Osmanlı toplumunda toprak mültezimlere sunulup, onlarda belli servetler birikirken, ülkede artık herhangi bir sanayi yatırımı söz konusu değildi. Çünkü bu dönemde batı toplundan güçlenip merkezi krallıklar biçimine gelirken, Osmanlı toplumu aksine dağılmakta, toprak kaybetmekte ve toplumda saraya kafa tutabilen derebeyler oluşmaktaydı.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.