Site Rengi

DOLAR 5,8086
EURO 6,4275
ALTIN 272,7
BIST 108.786
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 12°C
Az Bulutlu

Osmanlılarda ticaret ve sanayi nasıl örgütlenmişti?

08.05.2019
81
A+
A-

Osmanlı toplumunda, üretici olmayan unsurların toplam nüfus içindeki payı, klasik feodal batı toplumlarına oranla kabarık bir yekûn tutmaktaydı. Bunun nedeni, temel üretim aracı toprakta uygulanan sistemin niteliğine bağlı olarak, büyük bir ordunun ve askeri diyebileceğimiz sayıca büyük bir sınıfın varlığıydı. Osmanlılarda, böylesine güçlü bir ordu ve bürokrat bir sınıfın varlığı, imparatorluğu bir yanıyla batı ve doğu karşısında üstün kılarken (özellikle askeri yönden), diğer yanıyla da mevcut düzenin devamına olanak sağlamaktaydı. Toplumda üretici olmayan kesimin fazlalığı, büyük şehirlerin oluşmasında da önemli bir etken olmuştu. Gerek büyük şehirlerdeki halkın ve gerekse asker ve bürokrat sınıfın belli gereksinimlerinin karşılanması zorunluluğu, devletin, ticaret ve sanayi alanlarında da katı bir devletçilik uygulamasını gerekli kılmaktaydı: «Tarımda mülk sahipliği, ticarette düzenleyicilik şeklinde beliren Osmanlı devletçiliği, daha çok zanaat niteliğindeki sınai üretimde güçlü bir denetime dönüşmektedir.» (1. Cem). Osmanlılarda sınai üretim, lonca örgütlerinin denetimi altında gerçekleştirilmekteydi. Sıkı bir disiplinin egemen olduğu lonca örgütlerindeki üretim, usta-çırak ilişkisine dayanmaktaydı, işe çıraklıktan başlayarak ağır ağır yükselinmekte ve giderek usta olunabilmekteydi. Bu kesimde, bütün çalışan kimselerin disiplinli bir biçimde örgütlenmiş olması, üretimin düzenli olmasını sağladığı gibi, ayrıca devletin ekonomik bayatı loncalar aracılığı ile denetlemesine olanak sağlıyordu: birinci olarak devlet, fiyatları ve kaliteyi kararlaştırıp, denetleyebilmekteydi. Çünkü devletin karşısında yan-resmi niteliğiyle sorumlu olarak, lonca örgütü yer alıyordu, ikinci olarak, loncalarda rekabet yasaklanmış olup; bu durum, ürünün nitelik ve nicelik itibariyle istenilen biçimde üretilmesini sağladığı gibi, ayrıca üretim anında kaynakların heder olmasına da engel teşkil etmekteydi. Sonuncu olarak, hammaddenin karşılanması devlet denetiminde yapıldığından, fiyat artışları ya da bu alandaki ekonomik dalgalanmalar önlenmiş oluyordu. Türk endüstri hayatının 16. yüzyılın sonlarına kadarki durumunu, tarihçi M. Akdağ şöyle özetlemektedir: bununla beraber çağının Avrupa sanayiinden hiç de geri olmayan, hatta birçok kollarda ondan da ileri bulunan Türkiye zanaatının, bu incelediğimiz sıralardan itibaren, adım adım geri kalmasında hammadde satın alma gücünün etkisini fazla mübalağa etmemek gerekir. Türk endüstri hayatının ilk gerilemesinde, üretimin pazarlarda Avrupa mallarına, kalite ya da fiyat yüksekliği gibi alanlarda yenilmesi söz konusu olmayacağına göre, hiç olmazsa 15. ve 16. yüzyıllarda Türk endüstrisinin Avrupa’nınkine yenilmesi değil, onun ilerlemesine ayak uyduramaması olayı göze çarpmaktadır. Bunun da sebebini, Türk esnaf loncalarının hep te Ortaçağlar kurallarına bağlı kalmalarında ve bir de, Türk-Osmanlı pazar sisteminin serbest gelişmeyi engelleyici bir karaktere sahip olmasında aramalıdır… Alış-verişte mal fiyatları, yapım-pazarlama emeği ile ona ödenecek para arasında karşılıklı kıymet denkliğine göre belirmediği ve narh hükümet kararı ile kesildiği için, Türkiye şehirlerinde zanaat ve ticaret hayatı sanki donmuş olarak sürüp gitmekte idi… Zaten zanaat erbabı olsun, satıcı esnaf olsun, büyük sermaye ile çalışmadıkları, ağır sermayeli ortaklıklar (şirketler) da türemediği için, narh verirken yapıcı ve satıcının yalnız emekleri hesaplanıyordu… Özellikle, tarımsal ürünlerin önemli bir bölümü, büyük şehirlerin beslenme gereksinimlerinin karşılanabilmesi için, pazarlamaya tabi tutulmaktaydı. Durum bu olunca, Osmanlılarda pazar ekonomisinin yani, ticaretin gelişmesi ve buna bağlı olarak önemli bir sermaye birikiminin belli ellerde toplanması mantıksal olarak düşünülebilir. Ama Osmanlı toplumunda böyle olmuyor. Devletin üretimden dağıtıma kadar, bütün ekonomik kategorileri sıkı bir denetim altında tutması, önemli sayılabilecek bir tüccar ve tefeci sermayesinin birikimine olanak sağlamıyordu. O kadar sıkı bir denetim ki, büyük şehirlerin ve ordunun beslenme olanaklarını sağlayacak tarımsal ve sınai ürünlerin hangi eyaletlerde üretileceği, bu ürünlerin nitelik ve niceliği, taşınması ve dağıtımı önceden esaslara bağlanır ve ilgililere talimat verilirdi: «… Böylece, ne satıcılar ve ne de zanaat sahipleri sermaye yığmak fırsatına hiç bir zaman ulaşamıyorlardı. Elimizde bulunan tereke (miras) defterlerinde, birçok zenginlerin servetleri akçe cinsinden hesaplanmıştır. Bütün 15. ve 16. yüzyıllarda bu konuya ait gördüğümüz örnekler arasında, zanaatkar veya dükkancı olanlarına çok az rastlamamız, Avrupa’da ticaret erbabının büyük sermaye yığmalarına, krallara borç para verecek güçte zenginleşmelerine karşılık, Türk esnafının ancak kıt kanaat yaşayacak kazanç ile yetinmek zorunda kaldıklarını kesin surette göstermektedir… Özet olarak, Türkiye’de endüstri, tamamen Orta çağlardaki hali ile yani dükkanın eşiğinden içerdeki düzen ile yetinmekte devam edip gitmekte idi. Hammaddenin çıktığı yerden işlenmiş malın harcandığı yere kadar olan mesafedeki safha çalışmalarım birbirine bağlayım bir işletmeler zinciri asla kurulmuş değildi.» (M. Akdağ).

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.