Site Rengi

DOLAR 5,9125
EURO 6,5206
ALTIN 283,8
BIST 93.981
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu

Osmanlı toplumu hangi sınıf ve tabakalardan oluşuyordu?

08.05.2019
64
A+
A-

Osmanlı toplumunda, tarımın milli ekonomi yönünden büyük bir önem taşıdığını söylerken, aynı zamanda; birinci olarak, tarımsal üretimin toplam üretim içindeki payının büyük olduğunu; ikinci olarak, iktisaden çalışan nüfus içinde tarım kesiminde çalışan nüfusun fazlalığını; üçüncü olarak da, yaratılan artık-ürünün büyük oranda tarımsal üretim sonucu olduğunu söylemiş oluyoruz. Bir toplumda sınıfsal bölünmenin, toplumsal üretim sürecinde oluşan, üretim ilişkilerinin niteliğine bağlı olduğu düşünülürse (sınıflı toplumlarda), Osmanlılarda sınıfsal bölünmenin topraktaki üretim ilişkilerine uygun bir biçimde oluştuğunu söyleyebiliriz. Çalışma süresinin bir bölümünde (gerekli-emek süresi) kendisinin ve ailesinin gereksinimleri için üretimde bulunan köylü, geri kalan bölümde de (ek-emek süresi) sipahi ve merkezi otorite için üretimde bulunuyordu. Böylece, artık-ürüne belli bir kitle tarafından el konması, toplumun sınıflı bir nitelik taşımasını doğuruyordu. İlkel dönemden sınıflı döneme evrildikleri andan itibaren toplumlar, daima iki temel sınıftan oluşurlar. Bunlardan birisi, üretim araçlarını kullanarak üretim olayını gerçekleştiren doğrudan üreticiler (emekçiler), diğeri ise, artık-ürüne değişik biçimlerde el koyan egemen güçlerdir. Kuruluşundan 16. yüzyıla kadarki dönemde, Osmanlılarda sınıfsal bölünmeyi topraktaki Mir sistemi oluşturunca, toplumun temel sınıflarım da doğrudan üreticiler olan köylülerle (reaya), artık-ürünü çeşitli vergiler adı altında ele geçiren en küçük sipahisinden padişahına kadar uzanan ve adına askeri diyebileceğimiz bir sınıf oluşturuyordu. «Osmanlı toplumu iki temel sınıfa ayrılmıştır. Askeri denilen ilki, padişahlık fermanı ile sultanın dini ve icrai kuvvet tevdi ettiği saray, ordu ve memurin mensuplarıyla Ulemayı içine alır. İkincisi, müslim ve gayri müslim tebayı kavrayan, vergi verip, hiçbir şekilde hükümette vazife almayan reayadır.» (H. İnalcık). Sınıflı toplumlarda, toplumu oluşturan bireylerin tümü, temel iki sınıf biçiminde ayrışmazlar. Temel iki sınıf dışında kalan toplumun diğer bireyleri, ara tabakaları oluşturur. Bunlardan bir bölümü egemen güçlere, diğer bölümü ise emekçilere yalandır. Osmanlı toplumunda da, zanaatkarlar, ticaretle uğraşanlar, ruhban kesimi, ulema ve bürokrasi vb bu ara tabakalara örnek olarak gösterilebilir. Aslında dönemin hukuk kurallarına göre, askeriler dediğimiz egemen sınıfın dışında kalan bütün diğer unsurlar reayadan sayılıyordu. Osmanlı toplumlunun bu dönemdeki sınıfsal yapısını M. Akdağ şöyle özetlemektedir: «…Hristiyanlardan alınmış olan bütün ülke topraklarının ve doğal kaynakların özel mülkiyet dışı tutularak, kamu malı sayılıp, devletin elinde bırakılması idi. Değişmez anayasa hükmü gibi en az 16. yüzyılın sonlarına kadar yaşatılan bu prensibin doğal bir sonucu olarak da, Türkiye’nin daha kuruluşunda, devlet toplumun gidişatına göre biçimlenecek yerde, tersine, toplum devletin elinde yoğrulmuş, toplumsal sınıflaşmayı geniş çapta siyasal gerekler bu sayede biçimlendirilebilmiştir. Demek oluyor ki, Türk toplumunun sınıfsal ayrışımını yaratan faktör devletin kendisi olmuş bulunmaktaydı. Bu yüzden, sözünü ettiğimiz oluşumun, kavram bakımından, toplumsal yerine, fonksiyonel olarak nitelenmesi daha doğru görülmüştür…» Bu konuda Niyazi Berkes de aynı paralelde düşünmektedir: Bu sistemde devlet ve hükümet halk sınıflarının çıkarlarını veya isteklerini temsil etmez, onun için Osmanlı sistemi hangi sınıflara dayanıyordu diye sormak abes. Hiçbir sınıfa dayanmıyor, sınıflar devlete dayanıyordu. Devletin sınıflara dayanacağı fikri de yoktu zaten. Tersine, böyle bir fikir en korkulan şeydir, çünkü onlarca bu, düzene «ihtilal» getirir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.