Site Rengi

DOLAR 5,7415
EURO 6,3507
ALTIN 269,2
BIST 106.805
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu

Neden kapitalist üretime geçemedik?

08.05.2019
90
A+
A-

Batı feodal yapısının, kapitalist üretime evrilmesi ya da feodal üretimin dağılma çağında, Osmanlı toplum yapısının niteliği, kapitalist ilişkilerin gelişmesine ve giderek kapitalist üretime geçmeğe elverişli değildi: dikkatli bir okuyucu, buraya kadar söylediklerimizden, bu yargının geçerliğini kavramakta güçlük çekmeyecektir. Feodalizmden kapitalizme geçişin temel koşullarını, biraz daha açarak tekrarlayalım: birinci olarak, sanayi sermayesine dönüşebilecek nitelik ve nicelikte bir tüccar ve tefeci sermayesinin varlığı. Nicelik olarak, sanayi sermayesine dönüşebilecek büyüklükte bir parayı, nitelik olarak da, paranın toplandığı elin ve ortamın sınai yatırıma elverişli olmasını içerir. İkinci olarak, ücretli emeğin (özgür-emek) varlığı. Bunun anlamı şu: toplumdaki yeni ve gelişmiş gereksinimlere cevap verebilecek büyüklükteki sınai üretimin iş-gücü talebini karşılayacak büyüklükte emekçilerin varlığı. Bunun için tarımsal yapının değişmesi, yani doğrudan üreticilerin üretim araçlarından kopması gerekir: «ilkel sermaye birikimi denilen şey aslında, üreticiyi üretim araçlarından ayıran tarihi süreçten başka bir şey değildir. İlkel gibi gözükür, çünkü sermayenin ve onunla uyuşan üretim biçiminin prehistorya safhasını oluşturur. Kapitalist toplumun ekonomik yapısı, feodal toplumun ekonomik yapısından doğmuştur. Bu sonuncunun çözülüşü, ilki için gerekli öğeleri serbest hale getirmiştir.» Gerekli sermaye birikimi ile doğrudan üreticilerin üretim araçlarından ayrılması koşulu, aynı zamanda, uzmanlaşmış ve belli bir bağımsızlığa kavuşmuş sınai üretimle, belli bir ölçüde gelişmiş parasal ekonomiyi varsayar. Yukarıda sözünü ettiğimiz, feodal üretimden kapitalist üretime geçişin temel koşullarının, Türk toplumunda 16. yüzyılın sonlarına kadarki dönemde oluşmadığını söyleyelim. Bu iddianın aksini savunanlar, yani bu dönemde Türk toplumunun kapitalist üretime evrilmesi için gerekli koşulların oluştuğu görüşünde olanlar, neden kapitalist üretime geçemediğimiz sorusuna, aynı dönem içinde var olan iç ve dış güçlerin etkinliği çerçevesinde cevap bulmak zorunluğundadırlar. Doğal olarak, bu dönemdeki «kapitalist üretime evrilme» deyiminden, kapitalist üretimin egemen hale gelmesini değil, kapitalist ilişkilerin hızlı gelişmesini ya da feodal yapının dağılmasını anlamak gerekir. Oysa Osmanlı toplumunda kapitalist üretime geçiş için, gerekli koşulların oluştuğunu savunanlar, kapitalist üretime geçemeyişimizin nedenini 15. ve 16. yüzyılların koşulları içinde arayacakları yerde, yapıyı tarihten soyutlayarak 200 yıl sonraki dış güçlere bağlayarak cevaplandırmaktadırlar. Mademki, 15. ve 16. yüzyıllarda Osmanlı toplumunda, belli bir noktada, toprağa bağlı köylülüğün bu bağlılıktan kurtulmağa başlaması; uzmanlaşmış bir şehir zanaatının varlığı ve serbestleşmesi; ticaret ve tefecilikten sağlanmış olan nakit servetin birikimi ve ayrıca büyük şehirlerin varlığı söz konusu idi, o halde, neden Türk toplumunda kapitalist ilişkiler gelişemedi ve kapitalizme evrilmenin üstesinden gelinemedi? Kimse, dış sömürünün, sömürülen ülke için olumsuz bir etken olmadığını iddia etmediği gibi, batının büyük talanının da kapitalizmin gelişmesinde olumlu yönde önemli bir etken olduğunu inkar etmemektedir. Ama bu durumun, belli toplumların kapitalist üretime geçmelerinde esas etkenmiş gibi gösterilmesi de ciddiye alınacak bir görüş değildir. Bu iddia, neden bazı ülkelerin bu talanı yapabildikleri ve bazılarının da yapamadıkları sorusunu havada bırakmaktadır. Ayrıca, Osmanlı toplumu da 250 yılı aşkın bir süre, böyle bir talana dayanan savaş ekonomisi uygulamış ve pek çok ülkeyi haraca bağlamıştır ki bu talan belli coğrafi ve teknik keşiflerin ötesinde, daha çok büyük bir askeri güce sahip olmaktan ileri geliyordu. O zaman, bu konuya ilişkin bir soru sormaya hakkımız vardır: ne olmuştur Osmanlı devletinin bu uygulama sonucu ele geçirdiği paralar ve neden sınai üretime yatırılamamıştır? Kapitalist üretime neden geçemediğimiz, ya da 15. ve 16. yüzyıllarda, Osmanlı toplumunda kapitalist ilişkilerin neden gelişemediği sorusuna verilecek cevap herhalde şöyle olmalıdır: Bu dönem içinde, temel üretim aracı olan toprağın devletin mülkiyetinde olması ve hala toprakta özel mülkiyelin evrimine olanak sağlayabilecek herhangi bir önemli olayın gerçekleşmemiş olması, kapitalist ilişkilerin gelişmesine en büyük engel teşkil etmekteydi. Devrin hukuk kuralları da köylünün toprağı terk etmesine izin vermemekteydi. Bütün bunlar, bu dönemdeki Türk toplumunda, sipahilerin devlet görevlisi olmaktan ötürü devlet adına artık-ürünü alma biçimlerinin özgüllüğünden ileri gelmekte ve bu özellik, kapitalist ilişkilerin toplumda gelişmesine ayak bağı olmaktaydı. Batıda ise bir yandan lüksün ve fiyatların yükselmesi nedeniyle, gereksinimlerinin artması sonucu senyörlerin sömürüyü artırmaları, belli bir köylü kitlesinin köylerden kaçmasına olanak sağlarken; diğer yandan da, feodal üretim biçiminin iyice kokuştuğu bir anda, bu sefer senyörler, daha da artan gereksinimleri sonucu büyükçe bir bedel karşılığında köylüyü topraktan uzaklaştırmaya (azat etmeye) başlamışlardı. Senyörler, köylünün bıraktığı bu toprakları ya satıyor ya da daha yüksek bir gelir karşılığında (para-rant) kiraya veriyordu. Bir yanda senyör, artan gereksinimleri karşısında sömürüyü artırıp, ve ayrıca artık-ürünü nakit olarak isterken, diğer yandan da, tüccar ve tefeciler hem senyörleri ve hem de doğrudan üreticileri büyük borçlar altına sokmakta idiler. Bütün bunlar, doğrudan üreticileri pazar için üretime zorlayan ve dolayısıyla feodal üretim biçimiyle çelişen ve de onun «mezar kazıcısı» olarak yükselen burjuva sınıfının gelişmesine olanak sağlamaktaydı. Oysa gördük ki, Osmanlı toplumunun bu döneminde böyle şeylerden eser yok.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.