Site Rengi

DOLAR 5,6914
EURO 6,2874
ALTIN 275,2
BIST 100.471
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Sağanak Yağışlı

Kurtuluş Savaşının yönetici kadrosunu özel teşebbüsçü bir uygulamaya yönelten etkenler nelerdir?

08.05.2019
70
A+
A-

Toplumsal tabanını büyük toprak sahipleri ile ticaret burjuvazisinin oluşturduğu siyasal iktidarın, yeni Türk devletinin kuruluş yıllarındaki programı, burjuva nitelikte bir program görüntüsündeydi. Bu güçlerce, toplumda kapitalist ilişkilerin geliştirilebilmesi için, iki şeyin gerçekleştirilmesi gereği iyice bilinmekteydi: Bunlardan birincisi, tarım kesiminde hızlı kapitalistleşmeyi sağlayacak tedbirlerin alınması; İkincisi de, ticaret sermayesini sanayi sermayesine dönüştürecek koşulların yaratılması. İlk Cumhuriyet hükümetleri, toplumda kapitalist ilişkilerin gelişmesi için, ellerinden gelen gayreti göstermişlerdir: 1923-1931 döneminde, özel teşebbüse milli ekonomi içinde önemli bir yer verilmiş ve devletin ekonomik hayata müdahalesi en küçük seviyede tutulmuştu. Devletin ekonomik hayata etkisi, genellikle özel teşebbüsü teşvik amacı gütmekteydi. Bunun dışında, devletin ekonomik hayatla ilgilenmesi, imparatorluktan devralınan bazı işletme ve tekel idareleriyle, yabancı şirketlerden alman işletmelerden ibaret kalmaktaydı. Elde bulunan bu işletmelerin, bu dönemde, devlet için büyük bir yük teşkil ettiği çok söylenmiş ve hatta bunların ya özel teşebbüse devri ya da özel teşebbüsün bunlara iştirakinin sağlanması için, ciddi çabalar harcanmıştı. Ama tam bu sıralarda, Aşarın kaldırılmasıyla devletin önemli bir gelir kaynağından yoksun kalışı, bu teşebbüslerin devlet elinde kalmasına neden teşkil etmişti. Sözünü ettiğimiz dönemin genel niteliğini tayinde, birinci derecede hareketin toplumsal tabanı; ikinci derecede de dış dinamik etkin olmuştur. Ülkede harekete öncülük edebilecek ve siyasal iktidara sahip olabilecek güçte bir burjuva sınıfı olmayınca, devrimin toplumsal tabanı karmaşık bir nitelik alacak ve bürokrasi siyasal iktidara ağırlığını koyabilecekti. Bu ittifak içinde, burjuva unsurların gücü önemli bir yer tutmasa bile hareketin öncülüğünü yapan kesim, harekete burjuva bir nitelik kazandırmak isteğindeydi: «Kurtuluş Savaşının öncü kadrolarının sınıfsal niteliği, hareketi batıyla işbirliğine itmekteydi. Buna rağmen batının Türkiye’yi yok etme planları, böyle bir gelişimi bir süre engellemiştir. Nitekim Anadolu’da sol hareketlerin en yoğun bir şekilde ortaya çıktığı dönem Sevr anlaşmasının imzalanışını takip eden aylardır. Hatta bu dönemde Atatürk bir resmi Komünist Fırkası kurulmasını sağlayarak, hareketi kontrol altına almak amacını gütmüştür.» (T. Timur). Ülkenin o günkü koşullan böyle bir nitelik taşıyınca, ittifak içinde önemli bir ağırlığa sahip olan büyük toprak sahipleri, öncü kadrodan gelen böyle bir isteğe elbette evet diyeceklerdi. Birinci İnönü Savaşım takip eden günlerde, Sevr anlaşmasının hükümleri yeniden görüşülmek üzere, yeni Türk Devleti’nin de katılmasıyla Londra’da bir konferans toplandı. Sonuç alınamadığı gerekçesiyle, bu konferansın bir önem taşımadığı hep söylenilmiştir. Bu yargı kesinlikle yanlıştır. Aksine, Londra görüşmeleri iki bakımdan büyük önem taşır: Bir kere, ilk defa Anadolu Hükümeti batılılarca bu konferans vesilesiyle tanınmış; ayrıca da, batıklarla işbirliği koşullan bir biçimde bu görüşmelerde ele alınmıştır. Anadolu Hükümeti, batıyla anlaşabileceğini belirtmiş ve Bekir Sami Bey, batılılar Türk topraklarından çekildikleri takdirde, Rusya ile savaşa dahi girebileceklerini söylemiştir. Ayrıca, Londra Konferansından önce, Anadolu’daki tüm sol hareketler ve örgütler temizlenmişti. Çerkez Ethem kuvvetleri dağıtıldıktan sonra, Yeşil Ordu Cemiyeti ve Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası kapatılmış, Bakü’den komünist örgüt kurmak umuduyla gelen Mustafa Suphi grubu Sürmene açıklarında boğulmuştu. Emekçi unsurların hem nicelik ve hem de nitelik olarak yetersiz olduğu ve de ayrıca, anti-emperyalist mücadelenin abartılarak sınıf çelişmelerinin geri plana atılabildiği bu dönemde, sistemin alacağı yön kendiliğinden belli olmuştu. Bu dönemde uygulanacak ekonomik politika da kuşkusuz, sistemin niteliğine uygun olacaktı. Hem, 1923 yılında toplanan İzmir İktisat Kongresinin toplanma tarihi ve hem de kongre kararlan söylediklerimizi doğrulayan iki önemli olgudur. 21 Kasım 1922’de başlayan Lozan görüşmelerinin, gerek Türkler ve gerekse batılılarca bir iki haftada sonuçlanacağı umulmaktaydı. Ama görüşmeler, sekiz ay sürmüş ve bir sonuç alınamamıştı. Emperyalist kamp, sömürge bağlarını koparmak istemiyordu. Batılılar için Türkiye açısından en büyük tehlike, yeni Türk Devletinin Sovyetlerle işbirliği etmesiydi. 4 Şubat 1923’den başlamak üzere, iki buçuk aya yakın bir süre Lozan görüşmeleri kesilmişti. Bu kesilme anında, İzmir İktisat Kongresi’nin toplantıya çağrılması, rastlantıya bağlı bir durum değildir. Bu kadar delegeyi, kışın hüküm sürdüğü bir anda İzmir’de toplamak, pek kolay olmamıştır. Bu kongre ile iki amaç güdülmüştü; birincisi, devletin uygulayacağı ekonomik politikayı tayin etmek (sistemi tayin etmek değil); İkincisi de, batı dünyasına görüşümüzü ve barış koşullarımızı belirtmekti.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.