Site Rengi

DOLAR 5,7000
EURO 6,3196
ALTIN 269,9
BIST 106.785
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu

Cinsellik Nedir: Cinsellik Hakkında En Detaylı Rehber

Cinsellik Nedir: Cinsellik Hakkında En Detaylı Rehber
23.04.2019
248
A+
A-

Cinsellik

En güçlü dürtülerimizden biri olan cinsellik, yaşamımızda büyük bir rol oynar. Doğal olarak bir haz kaynağı olması gerekir, ama bazen mutsuzluk nedeni olabilmektedir.

Cinsellik, insanın temel dürtülerinden biridir. Ancak günümüzde bile, kültürel etkiler, aşk, yakınlık ve biyolojik üreme gereksinimi ile cinsel dürtünün kendisi arasındaki ilişkiler tam anlamıyla anlaşılamamıştır. İnsan cinselliği üstüne bilinenlerin tümüne yakın bir bölümü bu yüzyılda yapılmış araştırmalara, bu konuda yazılanlara dayanmaktadır ve hala konunun çeşitli yönleri üzerinde tartışmalar sürmektedir.

Geçen zaman içinde daha önce “tabu” sayılan pek çok şey normal cinsel davranışların bir parçası olarak görülmeye başlandı. Geçmişte kadınların cinsellikle ilgisinin yalnızca annelik içgüdüsünü doyurma ve eşlerinin isteklerini yerine getirme olduğuna ilişkin genel bir kanı vardı. Günümüzde ise, kadınların da erkekler gibi güçlü bir cinsel yaşamları olduğu ve doyuma gereksindikleri kabul edilmiştir. Erkeklerin de daha az duygusal oldukları, cinselliklerinin, bir tür temel hayvansal gereksinimlerini gidermekten ibaret olduğu düşünülüyordu; oysa artık cinsel etkinlikte duygusal yönün, erkekler ve kadınlar için eşit ölçüde önemli olduğu bilinmektedir.

Cinsel Uyarılma

Cinselliğin amacı, döllenme (gebeliği önleyici yöntemler kullanılmıyorsa) için penisin vajinaya girmesidir. Bunun gerçekleşebilmesi için penisin, sert ve dik olması gerekir. Gerginlik, penisin içindeki süngersi boşluklara kanın dolması ve kökündeki kasların kasılıp kanı orada tutmasıyla sağlanır.

Kanın penise dolması cinsel bir karşılıktır; başka bir deyişle, cinsel bir uyarana tepkidir. İnsanlarda cinsel uyarının ana tetiği beyindedir. Bedenin kimyasal habercileri olan hormonların üretimindeki çevrim gibi, ruhsal olmayan cinsel tetikler de vardır.

Bir kez penis sertleştikten sonra, fizyolojik uyarı geri kalanını gerçekleştirir. Penisin sinir uçları bakımından zengin olan ucunun vajina duvarlarına sürtünmesi, çeşitli kasları uyarır.

Dolayısıyla ruhsal ve sinirsel tetiklere böylesine bağımlı bir sistemin, zaman zaman ruhsal (yani psikolojik) nedenlerle bozulması şaşırtıcı değildir.

En sık rastlanan psikolojik neden, başarısızlık korkusudur. Özellikle erkekler üstünde, başarılı olma konusundaki toplum baskısı büyüktür.

Çok küçük bir olay bile, ilk korku tohumunu ekebilir. Sözgelimi, aşırı çalışma ya da stres nedeniyle söylenmiş kırıcı bir söz başarısızlığa, dolayısıyla da korkuya yol açabilir.

Psikolojik nedenlerden bir başkası da korkuya çok benzeyen özgüven eksikliğidir. İşteki sorunlardan ya da ilişkiye özgü sorunlardan kaynaklanabilir. Ama bu durumlarda, iktidarsızlığın, ancak uzun süreli olursa ciddiye alınması gerektiği akıldan çıkarılmamalıdır.

Cinsel Uyarılma Nedenleri

Genç ve orta yaşlı erkeklerde, iktidarsızlığın en sık rastlanan fizyolojik nedeni alkoldür. Çok içmiş olan herkes, alkolün cinsel isteği artırdığını, ama cinsel başarıyı azalttığını bilir. Sertleşme olabilir, ama boşalma ya çok uzun sürer ya da hiç olmaz.

Yaşlanma, iktidarsızlığın en az dert edinilmesi gereken fizyolojik nedenidir. 60 yaşındaki bir erkek, sertleşme sıklığı, sertleşmenin “korunabildiği” zaman süresi ve orgazma dek geçen süre bakımından, cinsel açıdan daha az başarılıdır. Ama bu konuda belli bir kural yoktur ve bazıları, 60 yaşın üstünde, cinsel güçteki düşüşün yavaşladığını fark edebilirler.

Birçok yaşlı insanın bildiği gibi, bu, bozuk değil, yalnızca farklı bir cinsel yaşam anlamına gelir. Ayrıca erkeğin orgazma ulaşması için geçen sürenin uzaması daha iyi olabilir.

Grip, hatta nezle, cinsel gücü azaltabilir. Ağır şeker hastalığı ve her zaman olmasa bile bağırsak ve prostat kanserleri gibi birkaç ciddi hastalık da iktidarsızlığa neden olabilir.

Çocukluktaki olaylar bir erkeğin erişkin yaşamında iktidarsız olmasına yol açabilirler. Ailesindeki kadınlarla mutsuz ilişkiler, içinde kadınlara karşı bir öfke doğurabileceği gibi, onları idealleştirme eğilimi de yaratabilir.

Bazı erkekler ise, cinsel ilişkinin sonuçlarından korkarlar. Çocuk sorumluluğu almak istemezler ya da kalıtsal bir hastalıktan çekinirler.

Cinsel Olgunluk

Cinsel olgunluğa eriştikten sonra ise, gebelik, alkol, hastalık ve stres gibi etkenler cinsel dürtüyü etkilerler. Bunların yarattığı dalgalanmalar dışında, cinsel istek fazla değişkenlik göstermez. Bazı insanlar orta yaşta hormon üretiminin düşmesinin cinsel isteği azalttığına inanırlar, ama böyle bir düşünceyi kanıtlayacak herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.

Bazıları da, özellikle erkeklerde geceye göre sabahları cinsel isteğin daha fazla olduğunu düşünürler. Bu görüşü destekleyen kanıtların sayısı da son derece azdır. Hem kadınlar, hem de erkekler genellikle uyanmadan önce rüya görürler ve erkeklerde bu, rüyanın cinsel içeriği olsa da olmasa da penisin sertleşmesine neden olur. Bazı erkekler ise uyandıklarında dolu olan idrar kesesi yüzünden uyarılabilirler ve rüya görmenin penisi sertleştirmesi gibi, bunu da, cinsel bir durummuş gibi algılarlar.

Kadınlarda cinsel uyanma genellikle bir sevgilinin varlığına ve ilgisine bağlıdır. Bu durum da sabahtan çok geceleri gerçekleşir. Hem kadınlarda hem de erkeklerde cinsel istek günden güne değişir, ama bunun nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Kadınlardaki cinsel istek değişimleri âdet çevrimine bağlıdır, ama araştırmacılar, doruk ve düşüş noktalarının zamanları konusunda anlaşmaya varamamışlardır.

Cinsel istek ile kişilik arasındaki ilinti ise sınırlıdır. Genel olarak dışa dönük kişilerin cinsel istekleri, içine kapalılardan daha çoktur. Ama içe dönük kişilerdeki duygusal duyarlık, cinsel ilişkiler kurmalarına yardımcı olabilir.

Cinsel İstek

Cinsel isteğin az ya da çok olması sorun değildir. Önemli olan, eşlerin cinsel istek konusundaki yaklaşımlarıdır.

Hem erkeklerde hem de kadınlarda cinsel hazzı deneyimleme yetisi, özel bir hormona, yani testosteron’a bağlıdır. Testosteron, cinsel organların duyarlılığını artırır ve cinsel uyarı yanıtının oluşturulması gibi, cinsellikten haz duymayı sağlayan fizyolojik koşulları yaratır.

Ama cinsellikten uzak yaşamlar seçmiş kişilerin kanıtladığı gibi, insanların bu kimyasal “şalter” üzerinde büyük bir denetim gücü vardır. Aslında beyin, testosteron üretimini de bir ölçüde denetler.

Cinsel isteğin gelişmesi

Çocukluktan başlayarak bedende küçük miktarlarda testosteron bulunur. Çocukta cinsel hormonların varlığı, mastürbasyona (kendi kendini tatmin) ve cinsel oyunlara eğilime neden olabilir.

Testosteron üretimi, iki cinste de sekiz ya da dokuz yaşında birden artmaya başlar. Daha sonra, ergenlik çağı süresince kızlarda belli bir düzeye gelip orada kalır, ama erkek çocuklarda artmayı sürdürür. Erişkin yaştaki erkekler, kadınların on katı testosteron üretirler.

Cinsel isteğin şiddeti

Yalnızca genel testosteron düzeyine bağlı olmayan cinsel gereksinimin şiddeti değişkendir. Gerçekte kanda dolaşan hormon miktarının, hem cinsel dürtü hem de cinsel davranış üzerindeki etkisi azdır.

Asıl cinsel istek ve etkinlik, neredeyse bütünüyle ruhsal durum, duygular ve her zaman olmamakla birlikte cinsel etkinlikte bulunma arzusu ile istekli bir eşin var olup olmamasına bağlıdır.

Cinsler Arasında Farklılıklar

Psikiyatri uzmanlarının cinsel istek konusunda yanıt aradıkları başlıca soru, erkekler ile kadınlarda farklı olup olmadığıdır. İnsanlar toplumsal beklentilerin etkisinde kaldıklarından, bu sorunun kesin yanıtını bulmak kolay değildir.

Tek kesin gerçek, yaşamları boyunca kadınların (istatistiksel olarak) erkeklerden daha az cinsel etkinlikte bulunduklarıdır. Ama bu gerçekten yola çıkarak çıkarımlarda bulunmak yanlıştır. Kadınların cinsel etkinliği, erkekler kadar etkin olmamaları beklendiği için daha az olabilir. Ayrıca, istenmeyen gebeliklerin yarattığı korku ve güvensizlik duyguları gibi etkenlerin de olumsuz etkileri vardır.

Kısa süre önce bir bebeğim oldu. Doğumdan bu yana, gebelik öncesine göre pek sevişme isteği duymuyorum. Bu, cinsel isteğimin kalıcı olarak azaldığı anlamına gelir mi?

Hayır. Doğum yaptıktan sonra cinsel isteğin azalması oldukça sık rastlanan bir olaydır. İsteğin azalması, bazen strese, bazen doğum sonrası depresyonuna bağlıdır.

Bir ay kadar sonra herhangi bir düzelme olmazsa, doktorunuza başvurun, ya kendisi size bazı öğütler verecek, ya da sizi bir uzmana yollayacaktır.

Günümüzde bu tip sorunlar, psikiyatrik rehberlikle de çözüme kavuşturulmaktadır.

Kocam neredeyse her zaman sabahları sevişmekten hoşlanır. Bense günün o saatinde pek istekli olmuyorum. Bu konuda nasıl davranmalıyım?

Önce, bol zamanınız olan hafta sonlarında sevişmeyi önerin. Sonra da hafta içinde bir gün, gece uyumadan önce siz sevişmeyi başlatın. Böylece kocanız bir “akşam aşığı” olabilir.

Yaşla azalan cinsel isteğim mi, yoksa cinsel gücüm müdür?

İkisi de azalmaz. Sorun, cinsel isteğinizin azaldığına ilişkin yanlış inancınızdır. Uzun süre bu düşünceye saplanıp kalırsanız, bu tür sıkıntılar zamanla gerçeğe dönüşebilir. Eşinizden ya da sevişme biçiminizden sıkılmadığınız sürece, cinsel isteğiniz, ellili yaşların sonuna, hatta daha ileri yaşlara kadar sürebilir.

Cinsel ilişkiden yoksun olmak cinsel isteği artırır mı, azaltır mı?

Bu, kişilik yapısına ve söz konusu kişinin cinselliğe yaklaşımına, bu konuda duyduğu suçluluk duygusuna bağlıdır. Suçluluk duygusu taşımayan kişiler için cinsel istek, bekâr yaşamayı seçen insanlardan olmadıkları sürece yoksunlukla artar.

Cinsel Bilinç Ve Cinsel Çekicilik

Cinsel bilinç

Cinselliğe ilgimizin ilk bilinçli ifadesi, belki de “Bebekler nereden geliyor?” sorusudur; ama gerçekte, doğduğumuz andan başlayarak cinsellikle iç içe yaşarız. Daha kendimizi cinsel varlıklar olarak görmeden, yetişkinlerin dünyasında cinsel hazzın ne anlama geldiğini bilmeden çok önce, bedenimizden dokunsal hazlar alırız.

Başkalarına cinsel ilgi duyma ise, genellikle ergenliğe kadar ortaya çıkmaz; ama ergenlikten önce de bu ilginin görüldüğü durumlar vardır.

Cinsel çekicilik

İnsanları birbirine cinsel bakımdan çeken nedir? Bu sorunun yanıtı, geniş alanları kapsayan üç başlık altında verilebilir: Fiziksel etkenler, psikolojik etkenler, toplumsal etkiler.

Fiziksel bakımdan çekicilik, eş adayının dış görünüşünden çok, ‘‘elde edilebilir” ya da “ilgili” olup olmadığına bağlıdır. Bakmakta olduğunuz kişinin gözbebeklerinin büyümesinin, bir çekim ya da en azından bir ilgi belirtisi olduğu öne sürülmüştür.

Kokunun da bilinçdışı bir etkiyle, itici ya da çekici olmada rolü vardır. Bütün hayvanlar gibi insanlar da cinsel çekimi güçlü bir biçimde etkileyen kokular üretirler.

Psikolojik bakımdan ise, herkesin cinsel eşini seçmesini etkileyen (anneye ya da babaya benzemekten, cinsel hayallerdeki eş imgesine uygunluğa kadar uzanan) çok çeşitli bir etkenler dizisi vardır. Sözgelimi annesiyle iyi ilişkisi olan bir erkek çocuğun annesine benzeyen kızlara ilgi duymasına sık rastlanılır.

Toplumsal etkiler de çok önemlidir. Sürekli ideal eşin nasıl görünmesi, davranması, yaşaması gerektiğine ilişkin değerler bombardımanına tutulan insanın, eş seçiminde, söz konusu değerlerin etkisinde kalmaması olanaksızdır. Kitle iletişim araçlarında, aile ortamında, işyerinde ve daha birçok yerde karşı karşıya bulunduğumuz cinsellik anlayışı, yetişkinlik yaşantımızı baskı altında tutarak, seçimlerimizi etkiler.

Cinsel Birleşme

Cinsel birleşme, penisin (erkeklik organı), vajinaya (dölyolu) girişi ve vajina içindeki hareketlerinden oluşur. Çiftlerin karşılıklı haz duymasını sağlar ve orgazmla (cinsel doyum) sonuçlanır. Birleşme, kadının yumurtlama döneminde gerçekleşirse, gebelik ortaya çıkabilir. Ancak her cinsel birleşmede gebelik amaçlanmayabilir; birleşme, cinselliğin ve sevginin bir anlatımı biçiminde de yaşanır.

Cinsel birleşme salt fiziksel bir etkinlik olarak nitelenemez. Düşünce ve duyguların da büyük katkısı vardır. Uygulanan teknik ne olursa olsun, kadın ve erkeğin bedeni, birleşmeden önce, birleşme sırasında ve sonrasında bir dizi karmaşık evreden geçer. Amerikalı cinsel bilimciler Masters ve Johnson’a göre, orgazm çevriminde kişinin bedeni dört evreden geçmektedir.

Uyarılma evresi: Karşı cinse duyulan cinsel çekim, genellikle, sevişme isteğinin uyanmasıyla başlar. Bu çekim sırasında bazı karmaşık hormonal kokular da salınır ve beden kısa sürede zihne karşılık verir.

Bu evrede kadın ve erkeğin cinsel organları kanla dolar. Bu durum erkekte, renkçe koyulaşan penisin sertleşip dikilmesine (ereksiyon) neden olur. Kadının iç cinsel organları gibi, vulva da (dış dudak) kanla dolar.

Vajina hem boy hem de en olarak genişler ve penisin girişini kolaylaştıracak bir sıvı salgılanır. Buna ek olarak, kadının cinsel organındaki en duyarlı yer olan klitoris de sertleşir.

Gerek kadın gerekse erkeğin derisi, özellikle dudaklar, meme uçları ve cinsel organların bulunduğu bölgeler oldukça duyarlı duruma gelir. Birleşme öncesindeki sevişme (ön sevişme) döneminde bu bölgelerin uyarılması, heyecanı ve cinsel uyanmayı artırır. Soluk alıp verme derinleşip hızlanır ve gözbebekleri genişler. Kadın ve erkek, göğüslerinde ve boyunlarında hafif bir kızarmayla birlikte ısı artışı hissederler. Cinsel birleşme bu evrede başlayabilir.

Orgazm

Plato evresi: Ortak heyecan gittikçe artar. Vajina, normal boyuna oranla 5 cm uzar ve içine giren penisi kavramak üzere daralır; klitoris ise eski biçimine döner.

Penis en büyük boyutlarına ulaşır; erbezleri (testisler) büyür ve bedene doğru çekilirler. Penis başında küçük damlalar halinde seminal sıvı belirir.

Penis ve vajinanın ritmik hareketleri eşlerin haz duymalarını sağlar. Bu hareketler penis ve klitoris üzerinde (ya da sevişmenin konumuna göre vajina içinde) bir sürtünme yaratır. Kadın ve erkek cinsel yönden daha fazla uyarılır ve bedenleri biraz gerginleşir.

Orgazm: Kadında orgazm, klitoriste aşırı duyarlaşmayla başlar ve bu duygu vajinaya, ardından da bütün bedene yayılır. Vajina, vulva ve makat çevresindeki kaslarda birkaç saniye süren kasılmalar görülür. Bu an, yoğun bir fiziksel deneyimin yaşandığı, alınan hazzın doruğa ulaştığı andır.

Erkekte sperma, erbezlerinden gelerek seminal sıvıya karışır ve prostat bezinin etkisiyle penise açılan idrar yoluna ulaşır.

İdrar yolunu çevreleyen penis kasları bir dizi kasılmayla boşalmayı başlatır. İçinde sperma bulunan 2-6 mİ kadar sıvı penisten dışarı atılır.

Gevşeme-çözülme evresi: Bu evre, orgazmdan hemen sonra görülür. Beden gevşer, solunum yavaşlar; ayrıca iç organlara gelmiş kan yavaş yavaş azalmaya başlar. Kadında bu dönem yaklaşık 30 dakika sürer. Erkeğin penisi ise, dikliğini yitirir ve sertleşmeden önceki durumunu alır; buna ek olarak erbezleri küçülür.

Bu dönemde gerek kadın gerekse erkekte fiziksel gerilim kalkar, bir gevşeme duygusu egemen olur.

Cinsel Sorunlar

Cinsel birleşme olayında, düşünce ve duyguların hem kadın hem de erkek üzerindeki etkisi büyüktür. Çiftlerden birinin yorgun, stres altında ya da üzüntülü olması, kafasının başka şeylerle meşgul olması ya da kendini frenlemesi durumunda, beden karşılık vermez ve orgazm çevriminin ilk evresine geçiş olanaksızlaşır. İş sıkıntıları, ilişkideki sürtüşmeler, uygun ortamın bulunamaması, parasal sorunlar, cinsel yönden başarısız olma korkusu, çeşitli hastalıklar ya da aşırı içki ve yemek de, bedenin cin-sel tepkisine ket vuran etkenlerdendir.

Bunların yanı sıra aileden ve arkadaşlardan öğrenilenler ve çevrenin cinsellik konusundaki değer yargıları da, bedeni büyük ölçüde etkiler. Birçok erkek cinsellikte ilk girişimin kendilerinden gelmesi gerektiğine inanır ve o yüzden büyük streslere girebilir. Cinselliğin kötü ve çirkin bir şey olduğu düşüncesiyle büyütülmüş olanların ise, cinsel organlar konusunda olumsuz bir tavır almalarına sık rastlanılır.

Doyurucu ve haz verici bir cinsel birleşmede bulunabilmek, ancak kadının ve erkeğin kendi bedenlerini kabul etmeleri ve böyle bir ilişkinin kendilerine tattıracağı duyguları öğrenmeleriyle olanaklıdır.

Cinsel birleşme ile ilgili sorunların çoğu bedenden çok, zihinden kaynaklanır.

Bununla birlikte herhangi bir cinsel sorun karşısında ruhsal-cinsel terapiye başlanmadan önce, bedensel bir sorunun olup olmadığı araştırılmalıdır.

Erkekte görülen başlıca sorunlar, boşalamama, iktidarsızlık ve erken boşalmadır. Bu tip güçlükler çeken erkeklerin sorunları çoğunlukla psikolojik olduğundan, kaygı ve anksiyete duymak, durumu daha da kötüleştirir.

Bazı kadınlar ise, cinsel birleşmenin ağrıya neden olacağını düşünerek kaygı duyarlar ya da cinsel birleşme geçmişte yaşadıkları ağrılı ve kötü bir deneyimi çağrıştırır. Kısa bir süre önce doğum yapmış ya da jinekolojik sorunları olan kadınlarda, bir tür bedenlerini koruma duygusu gelişebilir ve o yüzden birleşmeye direnç gösterirler. Birleşmenin ağrılı olabileceği düşüncesinin yarattığı korku, vajina çevresindeki kasların istemsiz olarak kasılmasına neden olur ve “vajinismus” diye bilinen bu durum, penisin vajinaya girişini olanaksız kılar.

Cinsel Eğilim

Günümüzde çocukların, “yaşam gerçekleri” konusunda bilinçlendirilmeleri gereği tartışma götürmez. Ama ne kadar bilgiye gereksinimleri olduğu ve bunların onlara ne zaman anlatılmasının daha doğru olacağı, tartışılabilir.

Bazı insanlar, cinsel eğitimin gerekli olmadığını savunur, çok mutlu evlilikler yaptıklarını, hatta bir çocuğun nasıl dünyaya geldiğini bilmeden de çocuk doğurabildiklerini öne sürerler. Oysa birçok kişi bu bilgisizliğin acı sonuçlarına katlanmak durumunda kalmaktadır. Mutsuz ilişkilerin sonuçlarını yakından izleyen doktorlar, yetersiz bilgilenmenin ve cinselliğe ilişkin suçluluk duygusunun kişileri büyük üzüntülere sürüklediğine tanık olmaktadırlar. Cinsel eğitim, kuşkusuz çocuklara cinsel birleşme tekniklerinin öğretilmesi anlamına gelmez. Amaç, çocuklara cinsel konulardaki bazı gerçekleri öğretmek ve merak ettiklerini yakınlarından, doğru biçimde öğrenerek, zamanı geldiğinde mutlu bir cinsel yaşam sürdürmelerini sağlamaktır.

Anne-babaların tutumu ve etkisi

Bebekler, cinselliği olmayan varlıklar değillerdir; cinsellik apansızın ergenlik çağında edinilmez. Bebeklerin de duyguları vardır, bedenlerine dokunduklarında mutlu olurlar. Konuşmaya başlar başlamaz da, sağlıklı bir girişimde bulunarak, meraklarını gidermek için bedenlerini tanımaya ve değişik kısımlarının işlevlerini öğrenmeye çalışırlar.

Bu son derece doğal girişime ve sorulara anne-babaların tepkisi, çocukların cinsel gelişimini kalıcı biçimde etkileyebilir. Bedenini tanımaya çalışan çocuğa kızılması, ellerine vurulması ya da davranışının uygun bulunmaması, onun, insan bedenine ilişkin olumsuz değer yargıları edinmesine neden olur. Bedenindeki çeşitli değişikliklerin yarattığı korkularla büyüyen genç ise, heyecanlandığı ya da haz duyduğu anlarda suçluluk duygusuna kapılmaktan kendini alamaz. Ayrıca sorduğu soruların anne-babasını utandırdığını ya da rahatsız ettiğini gören çocuk, cinsel konuların yaşamın sıkıntı ve tedirginlik yaratan bir alanı olduğunu düşünüp, kaygı-larını bir daha anne-babasına yansıtmamaya çalışabilir.

Anne-baba konuşmadığı sürece çocuğun cinsel konuları hiç öğrenmeyeceğini düşünmek, büyük bir yanılgıdır. Cinsellikten söz etmemek, küçük bir çocukta bile ters tepki yaratır ve bu özel konuya olan ilgisini büsbütün artırır. Konuşmaktan kaçınmak çocuğa bir anlamda bilgi vermektir. Sözgelimi, “çocukların yanında söylenmez” demek, onlara cinselliğin doğal bir şey olmadığını öğretmektir.

Cinsel Eğitim Neden Gereklidir?

İyi bir cinsel eğitim, cinselliğin gerçekten yaşandığı dönemden çok daha önce gerekli olmaya başlar. İlk kez âdet gören birçok genç kız, bedenindeki bu değişikliğin nedenini kestiremediğinden, korku ya da utanç duymuş ya da gizlenmesi gereken bir hastalığı olduğuna kendini inandırmıştır. Çok sayıda erkek çocuk ise, ilk boşalmasında korkuya kapılarak, büyük bir hata işlediğini ya da ayıplanacak bir şey yaptığını düşünmüştür. İşte bu yüzden, kızlara ve erkeklere bedenlerinin geçireceği değişiklikler konusunda önceden bilgi verilmeli, utanma ve korku gibi duygulara kapılmaları önlenmelidir.

Yaşamın başka hiçbir alanında bilgisizlikle gelişme sağlamayı düşünmeyiz. Sözgelimi bir çocuğu yaya geçidinden geçmeyi öğrensin diye tek başına caddelere bırakmayı aklımıza bile getirmeyiz. Tıpkı bunun gibi cinsellik de, uygulamaya geçmeden çok önce öğrenilmesi ve tartışılması gereken bir konudur.

Çoğu kişi cinsel konulara değinilmediği sürece çocukların bu konuda bilgisiz kalacağını sanır. Oysa bu iki bakımdan olanaksızdır. Biri, çocuğun cinsel içgüdüsü ve doğal merakı nedeniyle sürekli sorup araştırmasıdır. Öteki de, her ne kadar bazı sınırlamalar varsa da, kitle iletişim organlarının da etkisiyle cinselliğin gündemde olduğu bir toplumda bu konuda bütünüyle bilgisiz kalmanın olanaksızlığıdır. İşte bu yüzden, anne- babaların cinsel eğitimi üstlenmemeleri, çocukların bilgi edinmek için başka kaynaklara başvurmalarından ve genellikle yanlış şeyler öğrenmelerinden baş-ka işe yaramaz.

Cinsel Uyumsuzluk

Evliliklerin yıkılmasında büyük payı olan cinsel uyumsuzluk, çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir. Sözgelimi, eşlerden birinin ötekine göre cinselliğe daha çok yer vermek istemesi, düş kırıklığı ve dargınlıklara neden olabilir. Ayrıca bir eşin çeşitli cinsel oyunlardan hoşlanırken ötekinin hoşlanmaması; eşlerin birbirlerinin cinsel beklentilerini görmezlikten gelmeleri de çatışma kaynağıdır.

Eşler birbirlerini gerçekten seviyor ve saygı duyuyorlarsa, bu konudaki özel sorunlarını birbirlerine açıp konuşabilmeli ve bir uzlaşma yolu bulmalıdırlar. Bazıları yalnızca kendilerini düşünmekte ısrarlıdırlar; oysa birbirlerini anlamaları önemlidir, hatta gerekirse bir uzmanın (bir psikiyatrist ya da psikoloğun) yardımına bile başvurabilirler.

Arkadaşlar nedeniyle geçimsizlik

Aile yaşamını parçalayan yalnızca karıkoca arasındaki geçimsizlik değildir. Bazen eşler birbirlerinin arkadaşlarından hoşlanmazlar. Bunun en iyi bilinen örneği, kocanın içki ve eğlence arkadaşlarıdır.

Erkek onlardan vazgeçmek istemez; ama eşi, yeni evinde kocasıyla birlikte oturmak ya da bebeğine bakmak zorunda olduğunda, kocasının iş dışında kalan zamanını dışarıda arkadaşlarıyla geçirmesini hoşgörüyle karşılamaz. Kocasının arkadaşlarında ne bulduğunu anlamakta güçlük çeker; konuları sınırlı, şakaları hep aynı; tavırları çocukçadır. Kocasının, zihinsel ve bedensel yorgunluğunu üzerinden atıp rahatlamada arkadaşlarının rolünü kavrayamaz.

Kocaların, eşlerini rahatsız eden arkadaşları yalnızca “içki dostları” değildir; birlikte politika ya da spor yaptığı arkadaşları, hatta herhangi bir çevreden tanıdıkları da aynı ölçüde rahatsız edici olabilir.

Kuşkusuz bu durum tek yanlı değildir. Kocalar da karılarının çeşitli ilgi alanlarından ve arkadaşlarından hoşlanmayabilirler. Çatışma çıktığında en pratik Çözüm, eşlerin paylaşabilecekleri yeni bir ilgi alanı bulmaları ve ortak arkadaş edinmeleridir. Belki zamanla ötekilerden bazıları bırakılabilir; ama arkadaşları terk etmeye, ilgileri değiştirmeye yönelik her zorlama, kırgınlık ve genellikle başarısızlıkla sonuçlanır.

Cinsellik İle İlgili Sıkça Sorulan Sorular

Duygusal etkenlerle kişinin cinsel birleşme ve cinselliğe yaklaşımı da birleşmenin ağrılı olmasına yol açabilir. Kadının zihni karşılık veremeyecek durumda olduğunda, bedeni de cinsel birleşmeye hazır hale gelemez, yani vajina, penisin girişini kolaylaştıran sıvıyı salgılamaz.

Bir başka sorun da Masters ve Johnson’un tanımladığı ilk iki evrede herhangi bir sorun çıkmamasına karşın, birleşme sırasında kadının orgazma ulaşamamasıdır. Cinsel doruğa ulaşamayan bu kadınların klitorislerinin orgazm döneminden önce biraz daha fazla uyarılması gerekebilir. Bu durum kesinlikle sorun edilmemelidir ve altında cinsel bir anormallik ya da işlevsel bir bozukluk aranmamalıdır.

Ancak çiftler, sorunlarına kendi aralarında çözüm bulamazlarsa, profesyonel yardım isteyebilirler.

Eşler haftada kaç kezcinsel ilişkide bulunmalıdır?

Bu konuda belli bir sayı verilemez. Belirleyici olan eşlerin istekleridir. Kimi her gün, kimi de haftada bir gün cinsel ilişkide bulunmayı yeğler. İki eş de durumdan hoşnutsa, kaygılanacak bir şey yoktur. Ama ikisinden biri mutlu değilse, isteğini açık yüreklilikle ötekine anlatıp tartışmalıdır.

Kadınların gebe kalmasını kolaylaştıran cinsel birleşme pozisyonları olduğu doğru mudur?

Erkekler her boşalmalarında milyonlarca sperma bırakırlar; bunların hepsi de aynı hedefe, dölleyecekleri yumurtaya doğru yüzerler. Bu nedenle erkek, vajina içine boşaldığı sürece, birleşme pozisyonu önem taşımaz.

İki aylık gebeyim. Cinsel birleşmede bulunmam sakıncalı mıdır?

Daha önce düşük yapmadığınız ya da böyle bir olasılık olmadığı sürece, cinsel birleşme sakıncalı değildir. Ama böyle bir durum söz konusuysa, herhalde doktor sizi tehlikeye karşı uyarmıştır. Gebeliğin ileri dönemlerinde cinsel birleşme, biraz rahatsızlık yaratsa bile, size ya da bebeğe herhangi bir zarar vermez.

Kocamla cinsel birleşmeden çok haz duymamıza karşın, şimdiye kadar hiç aynı zamanda orgazma ulaşamadık. Bu normal midir?

Evet. Bu durum kesinlikle normal karşılanmalı ve kaygılanılmamalıdır. Aynı anda orgazma ulaşabilen pek az çift vardır. Belki aynı anda doyuma ulaşmak heyecan vericidir, ama çiftlerin tek amacı bu olmamalıdır. Ayrıca ikiniz de sevişmekten haz duyuyor ve doyurucu buluyorsanız, ortada herhangi bir sorun yok demektir.

Arkadaşlarımın çoğul orgazm’dan söz ettiklerini işittim. Bu nedir?

Çoğul orgazm, kadının “plato” evresinin bitiminde ortaya çıkan ve çok güçlü bir haz doruğuyla sona eren; art arda gelen mini orgazmlara verilen addır. Aldıkları cinsel hazzın daha az olduğu söylenemese de, birçok kadın çoğul orgazmı yaşamaz.

Erkek arkadaşım, onunla sevişmekten kaçındığım için kendisini sevmediğimi söylüyor. Kendimi cinsel ilişkiye hazır bulmuyorum. Ne yapabilirim?

İstemiyorsanız yapmamalısınız. Üstelik bu, erkek arkadaşınızı sevmediğiniz anlamına gelmez. Onun sizi anlaması ve baskı yapmasının sizi mutsuz kılıp, ilişkinizi bozacağını bilmesi gerekir.

On altı yaşındaki kızım, erkek arkadaşlarıyla çıkmaya başladı. Kocam ve ben bu konuda nasıl bir tutum takınacağımızı bilemiyoruz. Yaşı küçük değil mi?

Yanıt, kızınızın fiziksel ve zihinsel bakımdan ne kadar olgun olduğuna ve ne tür ilişkiler içine girdiğine bağlıdır.

Size sırlarını anlatabilecek kadar güven duyması ve sizin de onun arkadaşlarıyla ilişkileri hakkında düşündüklerinizi söyleyebilmeniz için, kızınızla aranızdaki iletişimin kopmamasına önem verin. Ama kızınızın büyüyüp gelişmesi ve aile dışından kişilerle, tümüyle doğal olan ilişkilere girmesini önlemeniz olanaksızdır.

Yaşamda cinsel sorunların daha sık görüldüğü dönemler var mıdır?

Ergenlik, gebelik ve “orta yaş bunalımı” denilen gerilim dönemlerinde, cinsel sorunlara daha çok rastlanılır. Umulanın tersine, yaşdönümü büyük sorun yaratmaz, hatta bazen, bir orta yaş sürprizi olarak cinsel yaşam birden canlanabilir.

Cinsel birleşme öncesi vajinamda yeteri kadar salgı olmuyor. Bu durum birkaç ay önce başladı ve cinsel ilişkide oldukça gerilimli ve anksiyeteli olmama yol açtı. Fiziksel bir sorunum mu var?

Büyük bir olasılıkla fiziksel bir sorununuz yoktur; ama yine de, bir doktora görünmeniz iyi olur. Siz ve eşiniz sevişmeyi aceleye getiriyor ve siz gerçekten istemeden cinsel birleşmeye giriyor olabilirsiniz. Rahat olun ve kendinizi yoklayın; hazır olduğunuzu hissedinceye kadar birleşmeye geçmeyin. Bunu yapmaz ve cinsel birleşmelerinizi hep aynı biçimde sürdürürseniz, zamanla daha da gerginleşirsiniz. Bir kez istediğiniz ve hazır olduğunuz zaman cinsel ilişkide bulunmayı başarırsanız cinsel organınızdaki salgı sorununuzu da çözeceksiniz.

Cinsel sorunların toplumsal boyutu nedir?

Bu konuda yapılmış geniş ölçekli araştırmalar yoktur. Ancak bazı araştırmalardan çıkan sonuçlar, Batı ülkelerinde kadınların yaklaşık % 60’ının, erkeklerin de % 40’ının cinsel birleşme konusunda sorunu olduğunu kadınların % 70’i ile erkeklerin % 50’sinin de başka cinsel sorun ve sıkıntıları bulunduğunu ortaya koymaktadır.

Kadınlar gerçekten “soğuk” olurlar mı, yoksa bu, eşleri tarafından yeterince uyarılamadıklarını mı gösterir?

Ne biçimde ve hangi koşulda olursa olsun cinsel bakımdan hiç uyarılmayan kadınların sayısı çok azdır. Soğuk (frijit) olduğunu düşünen kadınların büyük çoğunluğu, mastürbasyon yoluyla ya da doğru seçilmiş bir eş tarafından uyarılabilirler: Sorunları fiziksel değil psikolojiktir.

Cinsel sorunlar başka rahatsızlıklarla gizlenir mi?

Evet. Cinsel ilişkiye girmemek için söylenen, “başım ağrıyor”, yalan değil, gerçek olabilir.

Fahişelerle cinsel ilişki alışkanlığı edinen erkeklerin bir rahatsızlıkları olduğu söylenebilir mi?

İşin ahlaksal yönlerini bir yana bırakırsak, mutlaka bir rahatsızlıkları olduğu söylenemez. Kimisi düzenli bir kadın arkadaş edinme güçlüğü olduğu için, kimisi de eşiyle yapamayacağını düşündüğü, ama hoşlandığı bir cinsel fantezisini gerçekleştirmek için, fahişelerle birlikte olur.

Kimi kitap ve dergilerde erkeğin cinsel organının boyutlarının önemli olmadığı konusunda yazılar çıkmakta. Önemsiz olduğu gerçekten doğru mudur?

Evet. Birçok erkek, penis ölçülerinin cinsel yaşamını olumsuz yönde etkilediği kuruntusu içindedir. Küçük bir penisin ereksiyon sırasında büyüdüğü unutulmamalıdır; uyarılmış durumdaki penislerin boyları hemen hemen birbirinin aynıdır. Kadınların aldığı cinsel hazzın en büyük kaynağı ise, klitoris ve bir ölçüde de vajinanın üçte biridir. Dolayısıyla normalden uzun bir penis kadın için pek bir şey ifade etmez. Kadınların çoğu, cinsel birleşmeyi acılı kılacak denli büyük olanlar dışında, penis büyüklüğüyle ilgilenmezler.

Doktoruma cinsel sorunlarımı anlatmaya utanıyorum. Ne yapmalıyım?

Önce her şeyi anlatmak zorunda olmadığınızı bilin. Yalnız cinsel yaşamınızda bir sorun olduğunu söyleyin. Gerekli görürse bir uzman doktora başvurmanızı önerecektir.

Doğum kontrol hapları almaya başladığımdan beri cinsel ilgimi yitirdim. Ne yapmam gerekir?

Öncelikle doktorunuza danışın. Farklı oranlarda östrojen ve progesteron içeren başka bir ilaç verebilir. Bununla da bir çözüme ulaşamazsanız farklı bir korunma yoluna başvurun.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.